24 Mayıs 2012 Perşembe

Bale..

Devlet Opera ve Balesi'nin bulunduğu altı şehirden birinde yaşıyoruz. Bu önemli. Hayatın bizi çok yormadığı küçük bir şehirde yaşıyoruz, vaktimiz nispeten bol, bu da önemli. Bugün seni ilk defa bir bale temsiline götürdüm (aslında o gün bugün değil ben ancak yazabiliyorum...). Mersin Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının sunduğu Hürrem Sultan bale temsili seyrettiğin ilk bale gösterisi oldu. Orkestra çukuruna baktık, etrafı inceledik. Aman ne heyecan yaptın ne heyecan. Bana da bol bol diyalog biriktirmek düştü.

- Padişahın çadırına "aaa bak sirk çadırı da varmış" dedin.
- Balet ve balerinlerin birlikte her dansedişinde, birbirlerine her sarılışında bana dönüp "bunlar aşık mı?", "bunlar birbirinin karısı kocası mı" diye sormanla etrafımızdaki iki üç koltukla birlikte ben de yarıldım gülmekten.
- Balerinlerle tanışmak, onlara dokunmak istedin.
- Padişah ilk sahneye çıktığında, "aaa anneciğim burada Nasrettin Hoca da varmış" dedin.
- İlk perdeyi pek bir güzel seyrettin, ikinci perde de uykun geldi, ama çıkmak istemedin.

Bu aralar işle çok haşır neşirim maalesef kültürel aktivitelere katılamıyoruz bu aralar. Bir kaç haftaya toparlanırız, yine gideriz tamam mı?

21 Mart 2012 Çarşamba

Kazak olayı...

Ben boğazlı diyorum ama aslı balıkçı yaka, bu tip yakaya sahip kazak olsun, penye olsun, t-shirt olsun, hiçbir şekilde giymeyi sevmiyorsun ve tabii ki giymiyorsun.

14 Mart 2012 Çarşamba

Küçük minik notlar..sevdiklerin sevmediklerin üzerine

İnsanları bazı özellikleri vardır. Mesela biri peynir yemez, biri kuru üzüm yemez, biri terlik giymeyi sevmez. "Deniz bunu böyle sever" dediğim durumlarım var artık. Bundan sonra aklıma geldikçe bunları da yazacağım. Büyüyünce okudukça gülersin diye düşündüm. 

Kumpir & pizza seversin. Dışarda yemek yediğimizde tercihin bu ikisinden biri olur. Bu ikisinde de "haşlanmış mısır" olursa hiçbir şekilde yemiyorsun. Kumpirin içinde sadece kaşar, sosis ve zeytin olmalı, bunlar dışında bir malzeme olursa yemezsin.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Tesekkurler...

Koşarak, eteklerinde ziller çalaraktan, pür heyacanla, oralara buralara sığmaz bir sevinçle....

Deniz:  Bugün çok güzel bir olay oldu. Hemen anlatmam lazım. Çok sevindim. Bugün ne oldu biliyor musunuuuzzz? Çok mutluyum, çok. Bugün okulda yaptığımız yarışmada Aslı birinci ve oldu ve öğretmenimiz ona küçük hediye verdi. Çok sevindim.

Sana çok teşekkür ederim.

Başkalarının başarıları ile mutlu olabildiğin için...

Çevrenle bu kadar barışık olabildiğin için...

Kıskanç olmadığın için...

Hırsından gözü dönmüş bir çocuk olmadığın için...

Mutluluğu bu kadar ufak şeylerde de bulabildiğin için...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Anne, ne zaman tatil?

Çalışan annelerin çocuklarına tatil olmaz yavrucuğum. En azından okul öncesi dönemde. Çalışan annelerin çocukları, şanslıysa ve anne baba bir şekilde idare edebiliyorlarsa üç yaşına kadar tatil yaparlar, ondan sonra annesi ve babasıyla sabahın köründe kalkıp kreşe giderler. Kreşte akşama kadar mesai yaparlar. Sen bu şanslı gruptasın. Bir de senden beterleri var tabii, altı aylıkken kreşe gidenler mesela. Neyse, demem o ki sömestr tatili falan yapmadın, çünkü anneannen artık bizimle yaşamıyor, sana on beş günlük sömestr ve/ya iki aylık yaz tatili yaptıracak bir bakıcımız da yok ekstradan. Hal böyle olunca anneleri öğretmen ve/ya ev hanımı olan yada hem okul parası hem bakıcı parası verecek kadar zengin olan arkadaşlarının sömestr tatili yapmasından bu yana, iki günde bir "bugün tatil mi?" veya "bugün okul mu?" diye soruyorsun, belli ki tatilin geldi; bir de sürekli anneanneni soruyorsun, telefonda da görüşüyoruz ama en son öğretmenin "İzmir'e mi taşınacaksınız" diye sorunca ve benim "haayır niye" diye sormamla birlikte senin okulda "biz İzmir'e taşınacağız belki" gibi laflar ettiğini öğrendim. Üzüldüm, çük üzüldüm, tatil yapamamış olmandan daha çok üzüldüm, demek bu kadar çok özledin anneanneni. Neyse, tüm bu özlemler bir araya gelince geçen Cuma sabah tam evden çıkacakken karnın ağrımaya başladı, okula gidemeyecek kadar ağrıyordu. Karnının okula gitmek istemediğin için ağrıdığı o kadar açıktı ki, ama sana inanmamak o çocuk kalbine haksızlık olurdu. Okul yerine doktorumuza gittik, muayene olduk. Muayenede bir bulguya rastlanmadı, doktor yine de emin olmak için idrar tahlili, yapabilirsek de kaka tahlili istedi.

İndik aşağıya laboratuvara, idrar kabımızı aldık, tuvalete gittik. Tabii ki de kaba yapmadın, çünkü tuvaletin yoktu ve ikimizde iki büklüm duruyorduk. Yani ben kendim bile kaba zor yaparken sana nasıl yaptıracağım acaba diye kara karar düşünüyordum ki yaptıramadım zaten. Çıktık tuvaletten, gittik su sebilinin başına iç babam iç, iç babam iç. Sonra tekrar gittik yine yapamadık. Bu sefer ben biraz gerildim, of pof yaptım azıcık, kusura bakma. Neyse bir daha çıktık. Yine su sebilinin başına. İçimdeki inatçı koç burcu kadını çıktı ortaya, o çiş kaba yapılmadan hastaneden çıkılmayacaktı. E tabii sana bunu yansıtmadım, o kadar acımasız değilim. Kendi içimde bir inatlaşma yaşadım işte. E o kadar suyu içince tuvaletin geldi tabii, koştur koştur yine tuvalete yollandık. İlk beş on damla kaba gelince bir "ohhh" çekmişim, "aallaaah deniz tamam kızım süper oldu yeter bu kadar, süpersin" dedim, suratıma baktın, "daha bitmedi ki" dedin, ben "gerisini tuvalete yapabilirsin" dedim, sen "hayır annecim ben hepsini kaba yapmak istiyorum" dedin. Öyle bakakalmışım suratına kızım ya, hayır vazgeçmedin. Sen söylediğin şeyden vazgeçmezsin böyle bir özelliğin var, biliyorum, çok yaşadım. Ee sonuç, ben kabı tuttum sen hepsini kaba yaptın, arada kaçtı gitti tabii de. Halimiz bombaydı yani. Sonuçlar temiz, ağrının psikolojik olması dışında bir sağlık problemin yok. Psikolojik ağrılar için de bir doz anneanne ziyareti ayarladım, dün geldi...

20 Şubat 2012 Pazartesi

Yine çok güldüm, komiksin ama....

Yine suratına suratına tükürüklü kahkahalar patlattığım bir diyalog daha...

Önce kısa bir özet geçmem gerekecek, bu diyaloğu oluşturan koşullarla ilgili. Kendi isteğinle baleye gidiyorsun. Ben öyle "süper prenses" bir kadın değilim, hiç olmadım da, olamam zaten hamurumda yok, hatta çoğu durumda "hödük" bir kadın olarak da tanımlanabilirim. Dolasıyla, senin baleye gidip "prenses" bir kız çocuğu olman konusunda hiçbir talebim, hayalim ya da idealim yok. Geçen sene okuluna Nisan ayında başlamıştın, kel alaka bir zamanda. Okulda verilen dans (bale de içeriyor) dersine kayıt olmamıştın, ama içinde kaldığından bu sene başında gitmek istediğini söyledin, ok dedik. Ben dışarıda bir aktiviteye katılmanı istiyordum, bunun için 2013 de Mersin'de yapılacak Akdeniz Oyunları için jimnastikçi yetiştirme seferberliği kapsamını araştırdım, pilot okulları buldum hatta bir tanesine seni götürdük ama sonuç fiyasko oldu, çünkü annesi babası çalışan bir çocuk olarak tam zamanlı okula gidiyorsunve okuldan sonra yorgun oluyorsun, okuldan sonra akşam 6 da jimnastiğe de gidince, koşarken düşmen yalpalaman falan beni vazgeçirdi. Neyse, okul dışı aktivite için sana sorduğumda tekrar bale dedin. Biz de seni okul dışında ayrı bir sanat merkezinde baleye yazdırdık. Çok mutlu gidiyorsun, okul dışında bir çevren daha oluyor. Dedim ya baleyle ilgili hiçbir beklentim falan yok, bir müzik aletini çalabilmen konusunda bir beklentim var ama. Baban müzik aletleri konusunda bu kadar yetenekliyken, bu konuda ona çekmiş olmanı umut ediyorum şiddetle. Umarım benim gibi müzik kulaksızının biri olmazsın. Bu yüzden yaşın küçükken bir müzik aleti kursuna gitmeni istiyorum. Gönlümde piyano var, piyano çalan karizma bir hatun olman konusuda histerik saplantılarım olmasa da hayal kurmam çok sakıncalı olmasa gerek. Ya tabii sonuçta "yok ben obua çalmak istiyorum" dersen "eyvallah" diyeceğimden de emin olabilirsin. Neyse, keman dersi veren birinin namını duyduk, ve.....

Anne: Deniz, keman çalmak ister misin??

Deniz: Ben keman çalmayı biliyorum ki. Böyle koltuk altına koyuyorsun, sonra testereyle böyle böyle çalıyorsun. (el ile gösteriyorsun ve çeneni omzuna değdirmeye çalışırken söylüyorsun bunu)

Tükürükler saçaraktan güldüm gülmesine de, acaba boş hayaller peşinde miyim......:)

15 Şubat 2012 Çarşamba

Soru Cevap...

Bunu belirli aralıklarla yapmak istiyorum. Üç ayda bir mesela. Aylardan Kasım, yıl 2011 di. Yakında bir yenisini daha yapmalı aslında. Bebekken aklımda olan bir düşünceydi unutmuş gitmişim, Defne'nin annesi hatırlattı tekrar. Aldım soruları oturttum karşıma, hadi bakalım.

* En sevdiğin yemek?
   Makarna

* En sevdiğin abur cubur?
   Çikolata

* En çok nereye gitmek istersin?
   Forum

* En sevdiğin kitabın?
   Çevremiz ve Biz : Evren

* En sevdiğin film?
   Coraline

* En çok neye kızarsın?
   Oyunumu bozan beni kızdırır.

* En sevdiğin kıyafetin hangisi?
   Elbise. Altı çiçekli üstü beyaz askılı olan.

* En sevdiğin meyve nedir?
   Muz

* Seni en çok ne mutlu eder?
   Biri bana hediye alırsa.

* En sevdiğin oyuncağın hangisi?
   Köpek oyuncağım

* En sevdiğin renk?
   Pembe

* En sevdiğin faaliyet hangisi?
   Uçurtma faaliyeti

* Büyüyünce ne olmak istiyorsun?
   Balerin.Jimnastikçi. Güzel elbiseler giyeceğim, dik kulaklar takacağım.