Bu kitap okulun okuma listesinde vardı ve sene başında listede olduğu için almıştık. Çok özellikli bir kitap olmasa da, nispeten değişik bir konuyu işliyor. Annesi diğer annelere göre çılgın giyinen bir çocuğun annesinden diğer anneler gibi olması talebi ile başlıyor; fakat daha sonra annesinin bu tarzından utanmaması gerektiğini anlıyor, çünkü annesinin tarzı sayesinde beraber bisiklete binebildiklerini ve annesiyle daha nice çılgınlıkları beraber yapabildiklerini görüyor. Benim çok etkilenmediğim bir kitap oldu, sanırım sen de çok etkilenmedin. Öyle defalarca okuma durumumuz olmadı.
30 Mayıs 2013 Perşembe
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Soket Çoraplar...
Şu yanda görmüş olduğun tip beyaz soket çorapları giymekten nefret ediyorsun, bir şekilde ikna ediyordum seni ya da okul forması altına cart renkli alakasız çoraplar giymeyi tercih ediyordun ama bugün itibariyle de artık bu çoraplardan bir daha asla giymeyeceğini kesinkes söyledin. Bu tip katlamalı, fırfırlı, pırıltılı beyaz çorapları sevmiyorsun. Bunu da bu sabah ilan ettin. Hadi bakalım... Forma altına cart renkli çoraplar giymeye devam o zaman....
24 Mayıs 2013 Cuma
Gergedanlar Krep Yemez
Oku oku sıkılınmaz bir çocuk kitabı daha... Son bir yıldır kaç kez okuduk bilinmez. Büyükler için de çok eğlenceli ve eğitici öğretici bir kitap bu. On bin kere okusam bıkmam o derece :) Bu kitabı okuyunca insan, çocuğunu her zaman dinlemeyi öğreniyor. Olur da bir gün dalarsam da sen bana birşey anlatırken göz temasımı bırakıp boş bulunup telefonumu karıştırırsam ve/ya o an yapmakta olduğum işe devam edersem bu mor gergedanı görüyorum oralarda bir yerlerde, mutfaktaysak mesela oturmuş çekyata bir elinde krep dik dik bana bakıyor, silkinip kendime geliyor her bir işimi bırakıp seni dinliyorum. Elimden geldiğince özen göstermeye çalışıyorum seni dinlemeye. Bir yerlerde okumuştum şimdi hatırlamıyorum da çocuklar yeni yeni konuşmaya başladıklarında biz büyükler ağızlarının içine bakıyormuşuz konuşsun birşeyler söylesin diye, büyüyünce ise tam tersini yapıyormuşuz, doğru; zira 5 yaş itibariyle inanılmaz derecede konuşuluyor, bir sene önce açıkladığımız "nedenler, niçinler" yerini bir üst boyutta "nedenler ve niçinlere" bıraktı, bunun yanında bizden ayrı bir sosyal hayatın var artık oraya ait anlatacakların var, taleplerin isteklerin var, var da var, var da var. Hepsini bir bir dinlemeye çalışıyoruz bilesin.
23 Mayıs 2013 Perşembe
İkimiz de Seni Çok Seviyoruz - Eva Montanari
Çok uzun zaman olmuş kitaplarla ilgili yazmayalı. Kötü olmuş. Oysa ki her akşam hiç aksatmadan kitap okuyoruz seninle. Okumadan yatacak olsak itiraz eder mutlaka okutursun. Aradaki boşluğu kapatalım o zaman, kitaplarınla ilgili yazayım biraz.
Bu kitabı birinin tavsiyesiyle mi aldım, yoksa kendim mi seçtim bilmiyorum ama iyi ki almışım. Çok sevdiğin bir kitap oldu. Benim de okuduğum en güzel çocuk kitapları sıralamasında ilk üçe girer. Konu olarak o kadar farklı ki diğer çocuk kitaplarından.
Kitapta birbirine aşık olup evlenen Ay ve Güneş'in hikayesi anlatılıyor. Nasıl tanıştıkları ve birbirlerini sevdikleri anlatılırken nasıl da birbirlerinin zıttı iki kişi olduklarını da anlatıyorlar. Biri kara derken, diğerinin ak demesi misali. Bu kitabın neden çok hoşumuza gittiği de belki burada kendini buluyor, zira annen ve baban da birbirine zıt iki insan. Kitabın sonunda ise çocukları "Yıldız" ortaya çıkıyor, Ay ve Güneş diyor ki ne kadar zıt olsak ve anlaşamasak da bir konu da hep anlaşıyoruz diyor ve Yıldız'ı gösteriyorlar. Ben de sonunu okurken seni sıkıştırıyorum yatakta, sen de şımarıyorsun falan, eğlenceli oluyor.
22 Mayıs 2013 Çarşamba
Hayvan Sevgisi..
Her zaman naif ve çok ama çok duygusal bir çocuktun. Hala öylesin. Bu özelliklerin kötü yanları da var evet ama ben iyi yanlarının daha ağır bastığını düşünüyorum. Bu özelliklerin yüzünden insanlara normalden daha fazla kırılacaksın belki, karşındakinin hiç farketmediği bir sözüyle dünyan yıkılacak zaman zaman ama bu özelliklerin sayesinde de tekrar tekrar ayağa kalkacaksın, her zaman güvenecek yeni insanlar bulmak için güç verecek sana bunlar. Bir de sanırım o yırtıcı incitici çocuklardan olmayacaksın, bu da iyi. Bu özelliklerin Duman'la da acaip bir duygusal bağ kurmana neden oldu. Duman'ın bizimle yaşaması ile birlikte hayata bakışın biraz daha değişti sanki. Evde olduğun zaman içerisinde artık onunla çok vakit geçiriyorsun. E o da büyüdü artık daha sakin tabii bunun da etkisi var. Yoksa Duman bebekken sen sürekli huzursuz oluyordun, zira o da bebek olduğu için herşeyi kemirmek istiyor hareketlerini çok da fazla kontrol edemiyordu. Şimdilerde evde beraber oynuyorsunuz. Duman'ın senin karakterinde ne tür taşları yerine oturtacağını henüz bilemiyoruz, belki biraz daha büyümen gerekiyor bunu görebilmemiz için. Ama şunu açık ve net görebiliyoruz, Duman'la birlikte hayvan sevgin inanılmaz boyutlara taşındı. Şöyle ki, yılandan sümüklü böceğe kadar bütün hayvanlara karşı büyük bir sevgi besliyorsun. Mesela, geçenlerde bahçede otururken ve sen arkadaşlarınla oynarken, henüz yağmur yağmış ve ortalık sümüklü böcek doluyken, büyük çocukların bir sümüklü böceğin üzerine tuz döküp deney yapmak istemeleriyle senin feryat figan sümüklü böceğin önüne atlayışın görülmeye değerdi. Bir yandan gözlerin yaşlı bir şekilde sümüklü böceğin önünde duruyor bir yandan da "yapmayın yapmayın" diye bağırınıyordun. Bugüne bugün bir sümüklü böceğin hayatını kurtardın, aferin.
Böyle koca koca köpeklere sarılıp öpen, onları mıncıklayan bir çocuk oldun.
Biz Duman'ı kardeş istediğin için bizimle yaşamasını istemiştik aslında. Bir nevi de kardeşin oldu zaten. Arada bir oyuncaklarını yediği için kavga edip küstüğün, arada bir boynuna boncuklu kolyelerini takmaya çalıştığın iyi bir arkadaş oldu Duman evde sana.
Bayram tatiline giderken Duman'ı çiftliğe bırakmak zorunda kalmıştık çünkü o kadar uzun yolu arabayla gidemeyecek kadar küçüktü. Yola çıkacağımız sabahın gecesinde bıraktık Duman'ı. Tabii gece evde bir boşluk oldu. Odasına gidip gelip bakıyor, orda burda mamasını bulursan "aaa maması burdaa" diyordun. Sonradan zaten başlamıştın ağlamaya "Duman benim kardeşimdi, o benim pespembe dünyamdı" diye.
Bir de koca koca çocuklar Duman'a yaklaşamadığında göğsünü gere gere onu mıncıklaman var.
Bir süre, Duman bebekken tabii daha hareketliydi, sürekli onun hareketlerini taklit ediyordun. Mesela bale kursunda, üzerinde bale kıyafetlerinle köpek taklidi yapman herkesi şaşırtıyordu. Ve ben de her seferinde evimizde köpeğimiz var da şeklinde açıklama yapıyordum, çünkü taklitler cidden başarılıydı.
Şimdilik bu kadar....yine yazarım maceralarınızı....
Böyle koca koca köpeklere sarılıp öpen, onları mıncıklayan bir çocuk oldun.
Biz Duman'ı kardeş istediğin için bizimle yaşamasını istemiştik aslında. Bir nevi de kardeşin oldu zaten. Arada bir oyuncaklarını yediği için kavga edip küstüğün, arada bir boynuna boncuklu kolyelerini takmaya çalıştığın iyi bir arkadaş oldu Duman evde sana.
Bayram tatiline giderken Duman'ı çiftliğe bırakmak zorunda kalmıştık çünkü o kadar uzun yolu arabayla gidemeyecek kadar küçüktü. Yola çıkacağımız sabahın gecesinde bıraktık Duman'ı. Tabii gece evde bir boşluk oldu. Odasına gidip gelip bakıyor, orda burda mamasını bulursan "aaa maması burdaa" diyordun. Sonradan zaten başlamıştın ağlamaya "Duman benim kardeşimdi, o benim pespembe dünyamdı" diye.
Bir de koca koca çocuklar Duman'a yaklaşamadığında göğsünü gere gere onu mıncıklaman var.
Bir süre, Duman bebekken tabii daha hareketliydi, sürekli onun hareketlerini taklit ediyordun. Mesela bale kursunda, üzerinde bale kıyafetlerinle köpek taklidi yapman herkesi şaşırtıyordu. Ve ben de her seferinde evimizde köpeğimiz var da şeklinde açıklama yapıyordum, çünkü taklitler cidden başarılıydı.
Şimdilik bu kadar....yine yazarım maceralarınızı....
16 Mayıs 2013 Perşembe
İlk opera ve senfoni deneyimin...
Müzik Festivali kapsamında Bilkent Senfoni Orkestrasının konseri açılışı yaptı, ona götürdüm seni geçen Cuma. Tabii ki de çok büyük heyecan ve merak içerisindeydin. Festival açılış konseri olması nedeniyle başta geyik konuşmalar olduğu için biraz sıkıldın tabii. Bir de gündüz okulda olduğundan hayli yorgun ve uykuluydun. Birinci bölümde Sholomo Mintz solosu vardı, oldukça sıkıldın, aslında itiraf ediyorum ben de sıkıldım, ve bir itiraf daha gelsin tek başına keman sesi nedense beni çok rahatsız ediyor, kulağımı tırmalıyor. Umarım sen benim gibi olmazsın. Sonra zaten sen daha fazla dayanamadın ve uyuyakaldın. Konserin ikinci bölümü çok daha güzeldi ve maalesef onu kaçırdın. Ama uyurken de kulağına çalındı müzik beynin algılamıştır diye düşünüyorum. Konser bitişinde en çok uyuyarak arayı kaçırdığın için üzüldün, abur cubur alacaktık çünkü.
Bu hafta da seni ilk defa operaya götürdüm, Madam Butterfly temsiline. Benim de heyecanla beklediğim bir temsildi gerçekten de ama izledikten sonra aynı şeyleri söyleyemedim tabii. Carmen'in yanında gerçekten de çok zayıf kaldı. Carmen de 3 perdelik bir temsil olduğundan dayanamayacağını düşünmüştüm. Dekor süperdi ama galiba teknik bir sorun vardı orkestra sanatçıların sesini bastırıyordu, bu nedenle dikkatimi sanatçılara çok veremedim. Bu dikkatimi verememe durumunda senin sürekli "o ne dedi şimdi?", "adam ne dedi?" "kadın ne dedi?", "Şu kim, bu kim?" diye sürekli sormandan kaynaklanmış da olabilir :-P Sanırım seneye okuma öğrendiğinde opera temsilleri daha keyifli olacak. Birinci yarıyı bitirdin bu sefer, hatta arada kendimize abur cubur bile aldık. İkinci yarının da ilk onbeş dakikasını tamamlayıp sonra uyuyakaldın.
Yine de söylemeliyim ki, opera, bale temsilleri ve konserler için harika bir arkadaşsın. Kesinlikle sıkılmıyor, aksine merak ediyor, ve sanırım keyif de alıyorsun.
Not: Fotoğrafları festival facebook sayfasından aldım, kim çekti bilmiyorum...
9 Mayıs 2013 Perşembe
Kartpostal Kardeşliği...
Anasınıfına başlamanla birlikte İngilizce eğitimin de başladı. Aslında kreşte de İngilizce öğretiyoruz diyorlardı, ama tabii bu konunun çakmalığı konusunu 2 sene boyunca aynı kreşte işledik de zaten benim umurumda değildi ingilizce eğitimi, zira Türkiye'de yaşıyoruz ve önce Türkçe'yi çok iyi öğrenmen gerektiğini düşünüyordum. Bu sene biraz daha ciddiyetle başladı tabii... ciddiyet derken oturup her kelimeyi beş kere yazma manasında değil aksine çok ama çok eğlenceli... okul tarafından ciddiye alınan bir eğlence. Geçenlerde okulda ingilizce eğitimi üzerine bir sınıf aktivitesi ve ardından da veliler için bir seminer vardı. Bildiklerimi söylediler tabii... "ay ne ukalasın anne" demeden önce benim de bir dil mezunu olduğumu hatırlatmam gerek sana :) Seminerde de dediler, önce Türkçe diye, bir de çocukları sıkıştırmamalıymışız "aman da ne öğrendin hadi anlat" diye.
Neyse, konu bu değil zaten. Ben bu sene ingilizce dersleri başlayınca ve senin çok da hoşuna gidince, hem biraz ingilizce görürsün hem de dünyamızda birçok farklı ülke olduğunu fark eder, senden ve bizden farklı insanları keşfeder, farklı kültürleri tanıma fırsatı bulursun diye seni postcrossing sitesine üye yapmıştım. Gonderdiğimiz ilk kartı sana yazdırmış fakat henüz okuma yazma bilmediğinden bu iş ikimiz için de çok zorlu olmuş, iyi birşeyin bıkkınlığa doğru meyil etmesini istemediğimden diğer kartları ben yazmıştım. Amacım kartlarımızın biran önce gitmesi ve böylelikle sana daha çok kart gelmesini sağlamaktı. Çünkü postcrossing de ne kadar çok kart yollarsan o kadar çok kart alıyorsun. Neyse, üye olalı yaklaşık 1,5 ay oldu ve ilk 2 kartın geldi. Yine sende umduğum heyecanı göremedim tabii. Bu ayrı bir konu olsun yazmak için. Bende de tabii sendeki etkilerini hemen görmek istemek gibi bir sabırsızlık var ama bıkmadan bekleyeceğim. Bir de kartları saklamak için bir kutu yaptık, belki kart koleksiyonu yapmak istersin. Şimdilik bir çıkartma koleksiyonun var, ben bu koleksiyon merakını biraz daha genişletmek istedim, belki pul koleksiyonu yapmak istersin kartların üzerindeki pullardan.
Öyle işte... vizyonun geniş olsun kuzum... dar alanlara sıkışma diye hepsi. Umarım faydasını görürsün...
7 Mayıs 2013 Salı
Öyle birşey yoktur...
Bahçedeyiz. Arkadaşlarla oturuyoruz. Mangal için hazırlıklar içerisindeyiz. Siz çocuklar da oynuyorsunuz. Yemek hazır olduğunda hep beraber oturuyoruz. Erkek çocuğu olan arkadaşlardan biri (çocuk çileli bir yaşta, 3) çocuğu kızların elindeki şimdi ne olduğunu hatırlamadığım şeyi isteyince ve tabii ki de kızlar vermeyince, aynı zımbırtının mavisini masadan alıp çocuğuna uzatmış, çocuk illaki de kızların elindeki renkten isteyince çaresizce "bak oğlum bu erkek rengi ne güzel" deyince...
Sen lafı yapıştırıverdin : "Kız rengi erkek rengi diye birşey yoktur."
Herkes kaldı öyle sonrasında.
Ben sırıttım. Sana bahsettiğim birçok şey var bunun gibi, şimdiye kadar hiç geri dönüşünü alamadığım. Demek ki yaşın geldi, sana verdiğimiz güzel olduğunu düşündüğümüz bir takım fikirlerimizin geri dönüşünü alma zamanı. Kimbilir ne zaman söyledim sana, renklerin cinsiyetlerinin olmadığını ve olamayacağını. Aferin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









