Lilypie Kids Birthday tickers

23 Mayıs 2013 Perşembe

Zamana küçük bir not...

Kardeşinin isminin "Derin" olmasını istiyorsun...

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Hayvan Sevgisi..

Duman ve seninle ilgili hiç yazmamışım. Oysa ki ne kadar önemli bir konu. Biraz anlatayım o zaman. 

Her zaman naif ve çok ama çok duygusal bir çocuktun. Hala öylesin. Bu özelliklerin kötü yanları da var evet ama ben iyi yanlarının daha ağır bastığını düşünüyorum. Bu özelliklerin yüzünden insanlara normalden daha fazla kırılacaksın belki, karşındakinin hiç farketmediği bir sözüyle dünyan yıkılacak zaman zaman ama bu özelliklerin sayesinde de tekrar tekrar ayağa kalkacaksın, her zaman güvenecek yeni insanlar bulmak için güç verecek sana bunlar. Bir de sanırım o yırtıcı incitici çocuklardan olmayacaksın, bu da iyi. Bu özelliklerin Duman'la da acaip bir duygusal bağ kurmana neden oldu. Duman'ın bizimle yaşaması ile birlikte hayata bakışın biraz daha değişti sanki. Evde olduğun zaman içerisinde artık onunla çok vakit geçiriyorsun. E o da büyüdü artık daha sakin tabii bunun da etkisi var. Yoksa Duman bebekken sen sürekli huzursuz oluyordun, zira o da bebek olduğu için herşeyi kemirmek istiyor hareketlerini çok da fazla kontrol edemiyordu. Şimdilerde evde beraber oynuyorsunuz. Duman'ın senin karakterinde ne tür taşları yerine oturtacağını henüz bilemiyoruz, belki biraz daha büyümen gerekiyor bunu görebilmemiz için. Ama şunu açık ve net görebiliyoruz, Duman'la birlikte hayvan sevgin inanılmaz boyutlara taşındı. Şöyle ki, yılandan sümüklü böceğe kadar bütün hayvanlara karşı büyük bir sevgi besliyorsun. Mesela, geçenlerde bahçede otururken ve sen arkadaşlarınla oynarken, henüz yağmur yağmış ve ortalık sümüklü böcek doluyken, büyük çocukların bir sümüklü böceğin üzerine tuz döküp deney yapmak istemeleriyle senin feryat figan sümüklü böceğin önüne atlayışın görülmeye değerdi. Bir yandan gözlerin yaşlı bir şekilde sümüklü böceğin önünde duruyor bir yandan da "yapmayın yapmayın" diye bağırınıyordun. Bugüne bugün bir sümüklü böceğin hayatını kurtardın, aferin.

Böyle koca koca köpeklere sarılıp öpen, onları mıncıklayan bir çocuk oldun.

Biz Duman'ı kardeş istediğin için bizimle yaşamasını istemiştik aslında. Bir nevi de kardeşin oldu zaten. Arada bir oyuncaklarını yediği için kavga edip küstüğün, arada bir boynuna boncuklu kolyelerini takmaya çalıştığın iyi bir arkadaş oldu Duman evde sana.

Bayram tatiline giderken Duman'ı çiftliğe bırakmak zorunda kalmıştık çünkü o kadar uzun yolu arabayla gidemeyecek kadar küçüktü. Yola çıkacağımız sabahın gecesinde bıraktık Duman'ı. Tabii gece evde bir boşluk oldu. Odasına gidip gelip bakıyor, orda burda mamasını bulursan "aaa maması burdaa" diyordun. Sonradan zaten başlamıştın ağlamaya "Duman benim kardeşimdi, o benim pespembe dünyamdı" diye.

Bir de koca koca çocuklar Duman'a yaklaşamadığında göğsünü gere gere onu mıncıklaman var.

Bir süre, Duman bebekken tabii daha hareketliydi, sürekli onun hareketlerini taklit ediyordun. Mesela bale kursunda, üzerinde bale kıyafetlerinle köpek taklidi yapman herkesi şaşırtıyordu. Ve ben de her seferinde evimizde köpeğimiz var da şeklinde açıklama yapıyordum, çünkü taklitler cidden başarılıydı.

Şimdilik bu kadar....yine yazarım maceralarınızı....

16 Mayıs 2013 Perşembe

İlk opera ve senfoni deneyimin...

Müzik Festivali kapsamında Bilkent Senfoni Orkestrasının konseri açılışı yaptı, ona götürdüm seni geçen Cuma. Tabii ki de çok büyük heyecan ve merak içerisindeydin. Festival açılış konseri olması nedeniyle başta geyik konuşmalar olduğu için biraz sıkıldın tabii. Bir de gündüz okulda olduğundan hayli yorgun ve uykuluydun. Birinci bölümde Sholomo Mintz solosu vardı, oldukça sıkıldın, aslında itiraf ediyorum ben de sıkıldım, ve bir itiraf daha gelsin tek başına keman sesi nedense beni çok rahatsız ediyor, kulağımı tırmalıyor. Umarım sen benim gibi olmazsın. Sonra zaten sen daha fazla dayanamadın ve uyuyakaldın. Konserin ikinci bölümü çok daha güzeldi ve maalesef onu kaçırdın. Ama uyurken de kulağına çalındı müzik beynin algılamıştır diye düşünüyorum. Konser bitişinde en çok uyuyarak arayı kaçırdığın için üzüldün, abur cubur alacaktık çünkü.

Bu hafta da seni ilk defa operaya götürdüm, Madam Butterfly temsiline. Benim de heyecanla beklediğim bir temsildi gerçekten de ama izledikten sonra aynı şeyleri söyleyemedim tabii. Carmen'in yanında gerçekten de çok zayıf kaldı. Carmen de 3 perdelik bir temsil olduğundan dayanamayacağını düşünmüştüm. Dekor süperdi ama galiba teknik bir sorun vardı orkestra sanatçıların sesini bastırıyordu, bu nedenle dikkatimi sanatçılara çok veremedim. Bu dikkatimi verememe durumunda senin sürekli "o ne dedi şimdi?", "adam ne dedi?" "kadın ne dedi?", "Şu kim, bu kim?" diye sürekli sormandan kaynaklanmış da olabilir :-P Sanırım seneye okuma öğrendiğinde opera temsilleri daha keyifli olacak. Birinci yarıyı bitirdin bu sefer, hatta arada kendimize abur cubur bile aldık. İkinci yarının da ilk onbeş dakikasını tamamlayıp sonra uyuyakaldın. 

Yine de söylemeliyim ki, opera, bale temsilleri ve konserler için harika bir arkadaşsın. Kesinlikle sıkılmıyor, aksine merak ediyor, ve sanırım keyif de alıyorsun.

Not: Fotoğrafları festival facebook sayfasından aldım, kim çekti bilmiyorum...

9 Mayıs 2013 Perşembe

Kartpostal Kardeşliği...

Anasınıfına başlamanla birlikte İngilizce eğitimin de başladı. Aslında kreşte de İngilizce öğretiyoruz diyorlardı, ama tabii bu konunun çakmalığı konusunu 2 sene boyunca aynı kreşte işledik de zaten benim umurumda değildi ingilizce eğitimi, zira Türkiye'de yaşıyoruz ve önce Türkçe'yi çok iyi öğrenmen gerektiğini düşünüyordum. Bu sene biraz daha ciddiyetle başladı tabii... ciddiyet derken oturup her kelimeyi beş kere yazma manasında değil aksine çok ama çok eğlenceli... okul tarafından ciddiye alınan bir eğlence. Geçenlerde  okulda ingilizce eğitimi üzerine bir sınıf aktivitesi ve ardından da veliler için bir seminer vardı. Bildiklerimi söylediler tabii... "ay ne ukalasın anne" demeden önce benim de bir dil mezunu olduğumu hatırlatmam gerek sana :) Seminerde de dediler, önce Türkçe diye, bir de çocukları sıkıştırmamalıymışız "aman da ne öğrendin hadi anlat" diye.

Neyse, konu bu değil zaten. Ben bu sene ingilizce dersleri başlayınca ve senin çok da hoşuna gidince, hem biraz ingilizce görürsün hem de dünyamızda birçok farklı ülke olduğunu fark eder, senden ve bizden farklı insanları keşfeder, farklı kültürleri tanıma fırsatı bulursun diye seni postcrossing sitesine üye yapmıştım. Gonderdiğimiz ilk kartı sana yazdırmış fakat henüz okuma yazma bilmediğinden bu iş ikimiz için de çok zorlu olmuş, iyi birşeyin bıkkınlığa doğru meyil etmesini istemediğimden diğer kartları ben yazmıştım. Amacım kartlarımızın biran önce gitmesi ve böylelikle sana daha çok kart gelmesini sağlamaktı. Çünkü postcrossing de  ne kadar çok kart yollarsan o kadar çok kart alıyorsun. Neyse, üye olalı yaklaşık 1,5 ay oldu ve ilk 2 kartın geldi. Yine sende umduğum heyecanı göremedim tabii. Bu ayrı bir konu olsun yazmak için. Bende de tabii sendeki etkilerini hemen görmek istemek gibi bir sabırsızlık var ama bıkmadan bekleyeceğim. Bir de kartları saklamak için bir kutu yaptık, belki kart koleksiyonu yapmak istersin. Şimdilik bir çıkartma koleksiyonun var, ben bu koleksiyon merakını biraz daha genişletmek istedim, belki pul koleksiyonu yapmak istersin kartların üzerindeki pullardan. 


Öyle işte... vizyonun geniş olsun kuzum... dar alanlara sıkışma diye hepsi. Umarım faydasını görürsün...

7 Mayıs 2013 Salı

Öyle birşey yoktur...

Bahçedeyiz. Arkadaşlarla oturuyoruz. Mangal için hazırlıklar içerisindeyiz. Siz çocuklar da oynuyorsunuz. Yemek hazır olduğunda hep beraber oturuyoruz. Erkek çocuğu olan arkadaşlardan biri (çocuk çileli bir yaşta, 3) çocuğu kızların elindeki şimdi ne olduğunu hatırlamadığım şeyi isteyince ve tabii ki de kızlar vermeyince, aynı zımbırtının mavisini masadan alıp çocuğuna uzatmış, çocuk illaki de kızların elindeki renkten isteyince çaresizce "bak oğlum bu erkek rengi ne güzel" deyince...

Sen lafı yapıştırıverdin : "Kız rengi erkek rengi diye birşey yoktur."

Herkes kaldı öyle sonrasında. 

Ben sırıttım. Sana bahsettiğim birçok şey var bunun gibi, şimdiye kadar hiç geri dönüşünü alamadığım. Demek ki yaşın geldi, sana verdiğimiz güzel olduğunu düşündüğümüz bir takım fikirlerimizin geri dönüşünü alma zamanı. Kimbilir ne zaman söyledim sana, renklerin cinsiyetlerinin olmadığını ve olamayacağını. Aferin.

30 Nisan 2013 Salı

Babandan....

Herhangi bir şeyi yapmayı beceremediğin zaman atıyorsun elinden sinirle ve hışımla, evet, küçüklüğünden beri yapıyorsun bunu. Örnek verecek olursak, bir oyuncağının çıkan kısmını yerine takmaya çalışıyor da bir türlü yapamıyorsan alıp atıyor ve hırslanıyorsun. Babana çekmişsin....

Kardeşin olması üzerine...

Kardeşin olacağını ilk başından beri biliyorsun. Mutlusun, çok mutlusun hem de. Belki de aramızda onu en çok sen istedin. Şimdilik seni neler beklediğini bilmiyorsun, açıkçası ben de bilmiyorum neler beklediğini... hem seni hem de beni, yaşayıp göreceğiz. Kardeşin olacağını öğrendiğinden bu yana pek fazla duygularını çaktırmıyorsun. O kadar duygusal olup da duygularını bu kadar iyi gizleyen bir çocuk senden başka kaç tane daha vardır acaba? Yine de, arada bir, özellikle uyumadan hemen önce, hani şu kitap okuyup hafifçe mayıştığın anın sonrasında uykuya dalmadan hemen önce yatağında birbirimize sarıldığımız birkaç dakikada seni tutan herşeyi bir kenara bırakıp gün içinde kafaya taktığın ne varsa mutlaka onunla ilgili birşeyler soruyorsun bana, ya da sen sormadan ben soruyor ağzından alıyorum duygularını. O birkaç dakika öyle bütün kalkanlarını indirdiğin, duygularının savunmasız kaldığı acaip bir zaman dilimi. Senin yaşındakilerin çoğunda var, anneleriyle konuştuk. Neyse, bu zaman dilimlerinde saçılan bazı anlar aşağıda...

Sen: Kardeşim memelerinden süt mü içecek?
Ben: Evet bebek olduğu için ancak öyle beslenebilir.
Sen: Ama onlar benimdi.
Ben: ...... Eveeet, sen de öyle beslenmiştin tabii. Paylaşmak güzel olmaz mı? (Hemen bir ikinci çocuk kitabı sipariş ettim kendime, zira bu tip durumlarda ne söyleyeceğimi bilmiyorum) 

İlk 3 ay bütün hamileliklerde olduğu gibi yorgun geçti. Uyanık olduğum her an uyumak istiyordum tabii ki. Uyumamayı tercih ediyordum ama bazen de elimden gelmiyordu, uyumasam bile arada bir yatıveriyordum salondaki koltuğa, çok dikkatini çekmiş. Çekeceğini biliyordum buna göre "Hamilelikte normalden biraz daha çabuk yorulabilirim, çabuk uykum gelebilir, bunlar normal şeyler" diye sana açıklamalar yapmıştım ama galiba yapamamışım.

Sen: Annecim, senin yerine geçmek istiyorum ben.
Ben: Aaa benim yaşıma gelene kadar yaşayacak ne güzel şeylerin var...
Sen: Yok öyle değil. Keşke senin yerine ben hamile olsam. Karnını acıtıyor, canını acıtıyor, keşke ben o acıyı çeksem.
Ben: Çok çok düşüncelisin teşekkür ederim ama merak etme bebek benim canımı acıtmıyor sadece biraz çabuk yoruluyorum (dedim ne diyeceğim yine bilemedim ki, bu çocuklar bazen beni benden alıyorlar.....)

3. ayımız dolduğundan ultrasona seni de götürdük, "kardeşini göreceksin" diye. Tabii kafanda nasıl canlandırdın bilmiyorum ama canlardığın görüntüler kesinlikle gördüklerin değildi ona eminim. Nedense kardeşinden çok beni düşünüyor ve merak ediyorsun ve tahminimce başıma bir şey gelmesinden canımın yanmasından falan çok korkuyorsun. Ultrason için sıvıyı karnıma sürerken sürekli karnıma baktın, sen baktın biz açıkladık sen baktın biz açıkladık. Ekranda kardeşin göründü, ekrana bakmıyor hala karnıma bakıyorsun, "merak etme" diyorum, "canım yanmıyor" ekrana bakıyorsun ve o anda babana dönüp "babacım karnını gıdıklayacağım" diyorsun. Kardeşini görmezden geliyorsun !!! İlk başta anormal gelse de sonra düşündükçe ne kadar da normal bir tepki olduğunu farkediyoruz. Bilmediğin olaylara doğru gidiyorsun, koca koca soru işaretleri var kafanda biliyorum, sen dile getirdikçe çözeceğiz....bir..bir...