Lilypie Kids Birthday tickers

23 Aralık 2010 Perşembe

Anneanneyi azad ettik...

Anneannenin "sen doğur ben bakarım sen çalışırsın" sözünü vermesi beni seni yapmaya ikna eden bir sürü şeyden biri ve sanıyorum en önemlisi. İzmir'de yaşayan, resim ve yoga kurslarına giderek son derece sosyal bir hayat yaşayan anneannen hamileliğimin son 1 ayında, doğum yaptığım ilk aylarda ve sen 4 aylıkken ben işe girince, İzmir'deki yaşantısına ara verdi ve hep yanımızda oldu. Ben çalıştım, baban çalıştı, anneannen de sana baktı. Kreşe nispeten alışmanla birlikte azad ettik onu, İzmir'e döndü. Herkes kötü oldu dün gece giderken...hepimize koydu...ben çok ağladım.

Ben aynı fedakarlığı yapabilir miyim senin için bilmiyorum şuan. Anne olmak nasıl bir motivasyonsa anneannen çok da anlaşamadığı kızı için hayatını 3 senelik bir mola verip, damadı, kızı ve torunuyla, senin odandaki hepi topu 2 küçük rafa eşyalarını sığdırarak yaşamak ve evimizin küçük olmasına bağlı imkansızlıklarımıza rağmen bir çekyatta yatmak için bıraktı. Bazı isteklerimizi hiç yerine getirmeyip beni ara ara sinirlendirdiği kadar sosyal, güleryüzlü, pozitif ve sağlıklı bir çocuk olmanı onun sevgi dolu ve düşünceli bir anne ve anneanne olmasına borçlu olduğumu en çok şimdi farkındayım. Hiç gözüm arkada kalmamış benim işe giderken falan... ne büyük bir lüksmüş bu. Hayatımdan, sosyal hayatımızdan çok da birşey alıp götürmemiş anne baba olmak, sen uyuyunca rahat rahat gezmişiz yine gözümüz arkada kalmadan, bu da büyük bir lüksmüş. Hem çalışıp hem anne olunca, çoğu şeye vaktim kalmamış, zamana yetişememişim ama bir de ev işi yemek falan yapıp mutsuz olmamışım, bu da çok büyük bir lüksmüş...

Aile büyükleri ile bir arada yaşamak zor, bütün bu lüksler sorun çıkarmıyor mu çıkarıyor. Biraz iki ucu boklu değnek bir durum bu. Birlikte hem zor hem kolay, hem iyi hem kötü, hem rahatlık verici hem rahatsız edici...bazen çok şikayet ettirirken bazen çok minnet ettirici...anne kız arasındaki bir garip ilişki....ama şimdiden özlüyorum, evde şimdi birşey eksik, sende duyumsuyorsun, zira okuldan gelince bir sebepsiz yere bağırma çağırma seansı yaşadık, sonra "anneanneni özlüyorsun ama seni istediğin anda seni görmeye gelecek, hem sen çağırmadan o da özleyip gelebilir" dedim, bir iki daha bağırma daha oldu, ağlama oldu, "gel sarılalım" dedim "tamam" deyip boynuma atladın, sonra oynadık dans ettik falan. Şimdi ben annemi bu kadar özlerken senin nasıl özlediğini düşünüyorum da, zor be kızım hasretlik, de mi?

Anneannen giderken ona bir Deniz fotografları dosyası yaptık, yaklaşık 100 tane fotoğrafını koyduk, gidince hemen bastırmış onları, evin duvarlarına asmış. Bir de sizin ayrılık zamanlarında yaptığınız ikiniz arasında bir olay var, anneannen senin kalbine sen de anneannenin kalbine öpücük dolduruyorsun, sonra o yokken özlersen kalbinden alıp dudaklarına götürüyorsun ve özlemini böyle gideriyorsun, aynı şey onun içinde geçerli, öpücükler bitince telefondan dolduruyorsunuz kalplerinizi, anneannenin bulduğu bir oyun bu, ayrılık zamanlarında yaptığınız bir ritüel, dün gece de doldurdunuz kalpleri. Giderken bizi bir bir tembihlediği üzere (yemeğine dikkat edin, uykusuna dikkat edin, vitaminini verin....) arayıp bir sordu ne yaptık diye. Yediğin köfte sayısı ve meyve suyu miktarı raporunu verince rahatladı :)

Neyse, bir iki hafta sonra bir duygu sömürüsü yapar, ziyarete çağırırız, nasıl fikir?

Hiç yorum yok: