Lilypie Kids Birthday tickers

26 Ağustos 2010 Perşembe

Denizce kelimeler..

Uzunca bir süre “evet” yerine “evette” dedin. Sanırım “evet” ve “elbette” kelimelerinin birleşiminden ortaya çıktı bu. Aslında lugata alınabilir bu kelime bence, evet den daha güçlü bir olumlamaya sahip ama elbette kadar da ukala bir tınısı yok.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Şok eden diyaloglar...

2 yaş 10 aylıksın..

Bodrum'da teyzemlerdeyiz (sen "nene" diyorsun kendisine). Teyzem yıllar önce aldıkları dürbünü verdi sana bir gece. Yıllar önceyi özellikle söyledim zira ben ortaokuldayken falan almışlardı onu herhalde ve ben etrafı dikizlerdim onunla. Neyse, sen ise dürbünü dergilerden biliyorsun ve eline aldığın tek dürbün dedenin oyun hamurundan yaptığı dürbündü. Gerçek bir dürbünü eline alınca böyle denizce bir heyecan yaptın. Neyse, ayı gösterdik sana. Ve işte diyalog...

Deniz : (Gözler dürbünden bakıyor, sağ baş parmak ayı işaret ediyor) Aaaaaaaaa, alabilil miyim onuuu? (Gözler hala dürbünde, el ayı avuçlamaya çalışıyor)

Baba: (Gözlerinden dürbünü çekerek) Alamayız kızım aslında ay çok uzakta, dürbün onu yakınlaştırıp incelememizi sağlıyor.

Deniz:(Yüzde ufak bir hayalkırıklığı ifadesi) Haaa. (Gözler tekrar dürbünden bakıyor, işaret parmağı ayı gösteriyor). Dokunabilil miyim onaaaaa.

Baba: (Gözlerinden dürbünü çekerek) Alamayız kızım aslında ay çok uzakta, dürbün onu yakınlaştırıp incelememizi sağlıyor.

Deniz: (Gözler tekrar dürbünden bakar, ağız açık, bakar bakar bakar...bir öfff çeker...) KANAT LAZIM BABACIM. Bana kanat alalım mı?

Yirim seni çocuk.

20 Ağustos 2010 Cuma

Diyaloglar...

2 yas 10 ayliksin.
Yaklasik 1 aydir anneannenle birlikte yazliktasin.İzin zamanimiz gelince seni almaya geldik,1-2 gun kalip beraber tatile cikacagiz.Anneannenle olusan sokulmez bagin ortada,anneannen yanimizda olmadan rahat edebilecek misin sorusu ortak merakimiz.Anneanne seni hazirlamis "annen ve babanla tatile gideceksin"diye.Balkonda oturuyoruz anneannen,sen ve ben...ertesi gun gidecegiz...

Anneannen: Benim kizimi yarin anne ve babasi tatile goturecek.Gezecekler.

Deniz:Sen gelmeyecek misin anneannecim?

Anneanne: Yok kizim ben burda olacagim.

Deniz: Sen de gel anneannecigim.

Anneanne: Ben burda dedenle duracagim.Hem cocuklar anne ve babalariyla gezerler.

Biz tam da burada aman gel anneannecigim,ben gitmem gibisinden bir takim israrlae beklerken senden bomba laflar geldi kizimcim.

Deniz: Hayil. Ben yanliz gezcem.

20 Temmuz 2010 Salı

Cemile Serisi..

İlk önce bir iki kitabını aldım Cemile'nin, baktım sevdin hepsini sipariş ettim.Çizimleri oldukça güzel. İşlenen konular bütün çocukların ilgisini çekecek nitelikte. Fakat, bir iki okumadan sonra ben Cemile'ye ve kitabın diline kıl olmaya başladım. Şöyle ki, serinin çoğu kitabında başlık olumsuzluk vurguluyor, "Cemile çişini altına yapıyor", "Cemile kötü söz söylüyor", "Cemile uyumak istemiyor", "Cemile oyuncaklarını paylaşmak istemiyor" gibi. Bu bana bir süre sonra itici gelmeye başladı, daha kitap başlarken çocuğa olumsuzluk sinyallerinin gitmesi beni rahatsız etti. Bir de sürekli burnunun dikine giden ve her seferinde yanılan bir çocuk imajı çizilmiş. Cemile herşeye itiraz ediyor,onu yapmak istemiyor, bunu yapmak istemiyor böyle huysuz bir çocuk profili çiziyor her seferinde. Bir de acaip ağlak, herşeye ağlıyor, herşeye surat asıyor. Cemile'nin annesi ise böyle histerik bir tip, hiçbir şekilde, ne diyaloglarda, ne de çizimlerde sıcak, hoşgörülü, sevecen, güven veren bir anne olduğu hissi vermedi bana. Hep mesafeli, hep uzak kalan bir anne modeli beliriyordu her okuduğumda. Söylemek istediğimi tam ifade edebildim mi bilemiyorum ama Cailliou'nun annesi ile karşılaştırdığımızda yoksun bir kadın Cemile'nin annesi. Baba ise silik bir tip, serinin çoğu kitabında da yer almıyor zaten. Cemile'nin yaptığı yanlış davranışların anlatımı fazlasıyla uzatılmış, bunun yanında genellikle kitapların sonunda anne ve baba tarafından dile getirilen doğru davranışlar, eğitici söylemler ise çok kısa geçilmiş. Zaten çocukların dikkat süresi bu kadar kısayken, eğitici ve öğretici kısımların alelacele son sayfaya atmak beraberinde şunu getiriyor: çocuğun dikkati hep Cemile'nin yaptığı olumsuz noktalara takılıyor, ve aslında bu hareketin yanlış olduğu dersini almıyor çocuk. Bunun  dışında iç çamaşıra alenen "kilot" denilmesine de uyuz oldum. Çocuk kitabında çok da alakasız bir yerde Cemile neden kilotla gezer, şort de başka bir şey de değil mi? Son olarak Cemile'nin doğru beslenmeyi öğrenmeye çalıştığı kitapta, Cemile sayfalar boyu hep abur cubur yer, kilo alır ve o annesi olacak kadın birgün demez "kızım bak sana ıspanak yaptım, sebze al da ye". Sonra, birgün arkadaşlarıyla okulda öğle yemeği yiyeceği zaman çantasından tatlı çıkarır Cemile, "ister misiniz" der, kızlardan biri de aynen  şuna benzer bir cevap verir: "aaaa o yağlı şeyi mi yiyeceksin, çok kalorili ve hiçbir besin değeri yok. Ben yemem, yıl sonunda kraliçe seçilmem için dikkat etmem lazım "der. Ben bunun üzerine şoka girip, o kısımları kafadan sallar, kitabı bitiririm ama sonradan açıp bir bakarım ne oluyor diye meraktan, bu Cemile takar kafaya kraliçeliği, anne babasına gider "böyleyken böyle kraliçe olamayacağım, şişmanım". Ben Cemile'nin anne ve babasından "kraliçe olmaman senin gözümüzdeki değeri asla azaltmaz, dış güzelliğin değil iç güzelliğin ve entellektüel birikimin seni daha değerli kılacaktır, vsvs" gibisinden eğitici diyaloglar duymayı beklerken, Cemile'nin annesi "merak etme kızım o zamana kadar sana bir beslenme programı yaparız, bak hep abur cubur yedin böyle oldu, ama düzeltebiliriz" demez mi, şoktan şoka girdim tabii. Bundan sonra anne Cemile'ye besleyici bir rejim programı uygular, sık sık tartılır Cemile, sonunda zayıflar ve kraliçe elbisesi ile son sayfada boy gösterir. Bu da son nokta olur Cemile serisi okumalarında, anne bütün Cemile kitaplarını toparlar. Biz tasvip etmedik ama eden olursa alabilir der, ihtiyacı olan birine verir.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Şaka mısın kızım..

Nerede olduğumuzu tam olarak hatırlamamakla birlikte insanların bizi rahatlıkla duyabileceği bir yerde oturuyoruz. Çantamdan birşey almam gerekince masanın üzerine koyduğum çantamın içinde debelenmeye başladım (çantalarım her zaman büyüktür ve içinde gerekli gereksiz bir sürü şey vardır, aslında kadınların çoğu böyledir de..), sen de yanımdan başını uzatmış meraklı meraklı çantanın içine bakıyorsun. Çantamda şu renkli poşetli pedlerden var, ve sen bir anda beni dürdüp "molpedi bana velil misin?" dedin, ben kaldım öyle, anam dedim bu çocuklar da herşeyi bilmek zorunda mı, şöyle bir etrafa baktım duyan var mı diye, sana döndüm "kızım, o öyle ortalıkta oynanmaz ben sana eve gidince göstericem tamam mı?" dememle birlikte sen çantamın içine elini daldırıp "molpedimi bana veeeelll, molpedimi bana veellll..."şeklinde bağırmaz mısın. Çantamı nasıl kapadığımı bilemedim tabii, tam bir skandal, öf ben küçükken markete gidip ped almak zorunda kalınca utanırdım sıkılırdım, ay bakkaldaki tüm adamlar regl olduğumu öğrendi diye hayıflanırdım bea, şimdi kızım çıkmış bağırınıyor. Sevgilim, emin ol onların ne işe yaradığını öğrenince hiç istemeyeceksin, hehe. Bu sayede en çok reklam yapan veya reklamı en çok akılda kalan ped markasının da molped olduğunu öğrenmiş olduk, zira çantamdaki ped molped değildi... 

13 Temmuz 2010 Salı

Tuvalet Eğitimi ve Popoya Özgürlük

Bezi bırakmak için acele etmedik, doktorumuz da aynen böyle söylemişti zaten. Tuvalet eğitimi çocukların psikolojisini oldukça etkileyen bir konuymuş, oldukça dikkatli ve tutarlı davranmak gerekiyormuş. Zaten çocuk yetiştirme de her şey tutarlı olmakta yatıyor çoğunlukla, yani, söz ağızdan bir kere çıkacak, geri dönüş yapmayacaksın, yapamayacağın şeyi öyle gaza gelip söylemeyeceksin, söylediysen de artık bir şekilde yapacaksın vesaire. Şimdi ben de senin bez bırakma hikayeni anlatacağım. Aslında annenin bez hikayelerini böyle alenen yazıyor olması seni büyüyünce rahatsız edecek olsa da unutma ki ben bu blogda yardımcı yazarım, yani öyle de saygılı bir anneyim şekerim, istersen büyüyünce girer şifreni de değiştirir, beni de şutlarsın blogdan tabii orası senin bileceğin bir iş. Neyse, konuyu yine dağıttım. Dedim ya biz anne ve baba olarak acele etmedik, anneannen bir iki kere yeltendi “bu çocuğa çişini öğretelim” diye ama onu da bastırdık, o öğreneceği zaman söyler diye. Nitekim bir süre sonra bunu belli etmeye başladın. Bir de tuttuk Joker’in yolunu ve çok afili bir lazımlık aldık. Üstünde klozet kapağı gibi bir kapak var, ve haznesine çişini yaptığın zaman müzik çalıyor ardından da bir alkış kopuyor. Ayrıca, normal tuvalete geçtiğin zaman klozetin çocuk poposuna uygunluğu için oturağı da var. Bir de “alıştırma kilodu” denen normal kilot gibi fakat kumaşın arasında koruyucu naylon bir tabakanın bulunduğu çamaşırlardan aldık. Tavsiye etmem gerekirse mothercare den aldıklarımızı hiç kullanamadık, belleri çok düşüktü ve sürekli sırtın açılıyordu. Libas dan yanları çıtçıtlı nispeten yüksek belli çamaşırlar aldık ve çok daha memnun kaldık. Bir de fanilalar aldık. Bunlar yeni şeyler tabi, alttan çıtçıtlı tulumları bırakman anlamına geliyor, artık hepimiz gibi kilot ve fanila giyeceksin, bir nevi iç çamaşırı kültürün oluşmaya başlayacak,hehe. Bütün gerekli hazırlıklardan sonra dedik ki “Deniz’cim artık sana bez bağlamayacağız, sen çişin geldiğin zaman söyleyip lazımlığına yapacaksın. Böylece daha rahat gezebileceksin.” Her şeye olduğu gibi buna da “tamam” dedin. Biz de çıkardık bezi ve bu zorlu olduğunu duyup okuduğum ve biraz da tırsıp itici bulduğum süreç başlamış oldu. Bu arada bezi çıkartınca yine tutarlılık gerekiyormuş, bir daha asla bezi geri takmamak gerekiyormuş, biz de öyle yaptık. Yaklasik 1 hafta alıştırma kilodu giydirdik, fakat anneannen evde giydirmeyelim, evde normal çamaşır giysin, dışarı çıkarken bir yere giderken falan alıştırmayı giydirelim dedi. Bana da mantıklı geldi çünkü bu alıştırma kilodu denen nanede sonuçta çişi tutuyor ve bezden çok da farklı değil aslında, bir süre sonra ona da alışıp yapmaya başlayabilirsin sonuçta. Biz de başladık normal çamaşıra, bir iki kere ortalığı çiş götürdü ama çabucak öğrendin. Kaçırılan durumlarda cesaret verici olduk, kesinlikle kızmadık, asabiyet yapmadık ve üzerinde gereğinden fazla durmadık. Lazımlıkla olan anılarımız ise çok ayrı, yapınca müzik çalıyor ya, sen koştur koştur lazımlığa gidiyorsun çişini yapıyorsun ve lazımlıkla birlikte başlıyoruz hepimiz alkışa dansa, süper komikti. Diğer bir komik durum ise annenin gezegen bir insan olmasından kaynaklı, bütün avmlerde, sokaklarda elimizde koca bir lazımlık poşetiyle gezip, çiş geldiğinde “amannnınnn çekiliiin” naralarıyla tuvatlere koşturma anları oluyordu. Bir de bütün koşturmaca ve lazımlıkta 10 dakika oturma sonrasında yapılamayan çiş eller yıkanıp tuvaletten çıkıp gezmeye başlayınca yine gelir ve aynı koşturmaca tekrar tekrar tekrarlanır, asla “yap” diye ısrar edilmez, işte o zaman annelik nasıl bir sabır küpü olmayı gerektirir bunu açık ve net anlar bütün anneler, ve “ben seni ne çilelerle büyüttüm” yakınması ileride kullanılmak üzere kafaya yazılır. Neyse, lazımlık kısmını da çok uzatmadık, 2-2,5 hafta içinde tuvalete geçtik. Kakamızı yapınca, kakayı ailemizden bir parça gibi bağrımıza basıp sifonu çekerken ona el salladık. Arada bir kaçırmalar, tutamamalar olsa da tuvalet eğitimi korktuğumun aksine oldukça kolay ve rahat oldu, nasıl oldu ben de anlamadım ama oluverdi işte.

Sonra soruları yanıtladık bir bir ve defalarca , “kaka nasıl oluyor?”, “babacım bana kakayı anlat?”, “kakam nereye gidiyor?”.

Bu yazıyı geç yazdım, yaklasık 2 yaşını doldurduğundan beri tuvaleti kullanıyorsun.

11 Temmuz 2010 Pazar

Yazmayalı...

Bir süredir yazmıyorum.Yazmadığım bu süre içerisinde büyüdün, serpildin, bol bol konuşmaya, soru sormaya, dünyayla ve çevrenle daha çok ilgilenmeye başladın. Önce "bu nedir?" diye başlayan sorular son birkaç aydır "neden?" diye devam etmekte. Buna bir örnek verecek olursak:

Önüne gelen herhangi birşey olabilir, baş parmagınla işaret ederek:
Deniz: Babacım, bu nedir?
Babadan süper bir açıklama gelir.

Deniz: Onunla ne yapalız peki?
Babadan süper bir açıklama daha gelir.

Deniz:Tamam, peki babacım, NEDEN?
Babadan başka bir süper açıklama daha gelir. Deniz babanın yaptığı açıklamadan bir kelime seçer ve..
Deniz: Babacım NEDEN?

Bu böyle devam eder gider, her bir açıklamadan NEDEN? sorusu çıkar mutlaka. Babanın kulaklarından çıkan dumanları üflerim ben belli olmasın diye ve baba sabır küpü olur ama açıklamaktan yorulmaz.

2 kez Afyon'a gittik (Ocak ve Mart aylarında), askerde olan dayını görmeye. Termalde kaldık. Sen oradaki havuzlara bayıldın.Saatlerce çıkmak istemedin. Artık çıkartmak durumunda olduğumuz zamansa bastın yaygarayı. Hatta Ankara'ya dönünce her akşam "Afyon'da Nasıl Havuza Girdik" başlıklı masalı anlattırdın bize.
Afyon'daki akşamlardan birinde çocuk karnavalı vardı ve çocuklara çeşitli kostümler giydiriyorlardı. Anneannen durur mu, seni kaptığı gibi ilgilinin yanına götürdü ve sana da sarı bir tuvalet giydirdiler. Biz seni görünce yarıldık tabii gülmekten, büyük gelen tuvaleti, ayağındaki alakasız spor ayakkabıları ve dağılmış saçlarıyla bizim "little miss sunshine"ımız çocukların arasına karışmış, giydiği tuvaletin de etkisiyle böyle bir havalara girmişti. Müzikle birlikte aman bir oynamaya başladın, nasıl alakasız. Alakasız çünkü biz evde o tarz müzik (Serdar Ortaç vsvs gibi..) dinlemediğimiz için parmaklarını şıklatıp göbek atmaya çalışan çocukların yanında senin Audioslave konserindeymişcesine yaptığın figürler görülmeye değerdi. Alakasız diyorum ama olumsuz manada değil tabii ki de, çok güzeldin ve çok güzel dansediyordun.

Çocuk karnavalı sona erince bütün çocuklar üstlerini değiştirmeye gittiler. Bir tek kim kıyafetini çıkarmak istemedi ve bunun için yaygara kopardı acaba. Seni odaya götürüp ikna ettik ve üstündekini çıkarttık.Çok bombasın kızım yaaaa.

Bunun dışında Ankara'da gezdik dolaştık. Ekin teyzenin yeni doğan ikizleri diger bir deyişle senin kankaların Nazlı ve Rüzgar'ı görmeye Istanbul'a gittik. Bunun dışında fazla şehir dışına çıkmadık.

Birkaç hafta önce babaannen ve dedenle birlikte Adapazarı'na gittin. Orada bir dolu çocuk var, herkes üçer üçer doğuruyor oralarda tabii. Bir de tabii o çocuklar senin gibi apartman çocuğu değiller, toz toprakla haşır neşir olarak büyüyorlar, onlarla bol bol oynadın, sokağa çıktın. 10 gün kaldın orda.

Haziran'da Alper dayı ve Fulya teyzenin düğününe Karabük ve Safranbolu'ya gittik. Gelin ve damadın odasına çıktığımızda gelini görünce yaptıkların görülmeye değerdi, böyle bir hayran hayran bakmalar, sürekli gelinin yanında durmak istemeler, gelinin senden başka kimseyle konuşmasına izin vermemeler...ve geline söylediğin yarıldığımız cümleler:

"Asagıda müzik çalıyol, sen burda dulma, gel asağı inip oynayalımmm mı senle, ne delsin, hıı?"
"Senle biz evlenelimm miii, haa, ne delsin?"
Bu elbisen super değil mi? Peki altındaki spor ayakkabılar ve kolundaki pembe saat ne oluyor acaba, alakasız alakasız? Benim eserim tabii, annen de böyle şeyler yapıyor kendine canım kızım, alınma yani :)

Neyse, şaka maka günler hızla geçiyor.

Şu anda mı? Geçen hafta anneannenle birlikte Altınova'ya yazlığa gittin. Pek bir hevesle, denize giricem, arkadaşlarımla oynayacağım diye bağrınaraktan...Çok gezegensin çok....herşeye çok çabuk alışıyor, yadsımıyorsun...yerim seni..