Lilypie Kids Birthday tickers

27 Şubat 2013 Çarşamba

Bu evden gitmek istiyormuşsun...

Bazen, benim iş yüzünden senin de yorucu okul gününden sonra akşam eve geldiğimizde hafiften sıyırmış bir ruh haline bürünmüş olabiliyoruz. Bazen, sen hiçbir şeyden memnun olmayıp zarta zurta ağlarken, benim de sabrım tükeniyor. Geçenlerde böyle bir akşam yaşadık...

Sen sınırsızca televizyon izlemek isterken, ben sana bir aktivite bulmaya çalışıyordum. Sen bulduğum tüm aktivitelere itiraz ettiğin yetmiyormuş gibi, kendin birşeyler bulmak için de en ufak bir çaba sarfetmiyordun. Derken, "bebeklerimi suda yüzdürmek istiyorum" dedin. Kış, soğuk hiç umurumda değil, açarım klimayı oturursun önüne oynarsın suda. "Olur" dedim. "Ama televizyon izleyerek yüzdüreceğim" dedin. tabii ben doğal olarak karşı çıktım, çünkü zaten televizyon izlememek için aktivite bulmaya çalışıyorduk değil mi seni uyanık, ha? İzlerim, izleyemezsin, izlerim, izleyemezsin derken ben "aa müzik açayım müzik dinleyerek yıka" dedim. "Olur" dedin ama koyduğum cd yi beğenmedin, senin istediğin cd yi de ben bulamadım derken sen anlamsızca ağlamaya başladın. Ve normalde sabırlı davranmaya çalışan ben de zıvanadan çıktım. Baban yemek yapıyordu ve sen bebeklerinle oynarken ben de Duman'ı tuvalete götürüp getirecektim. Durum bu hale gelince, "sen biraz düşün bakalım ve dışarı çıkıp geliyorum" diyerek kendimi sokağa attım. Artık ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum ama hiç zıvanadan çıkmayan mükemmel bir anne olmadığım zaten ortada.

Ben Duman'ı yürütüp biraz sakinleşirken, telefonum çaldı. 

Babanın telefonundan aramışsınız...

ben "Annecim ben sakinleştim, süperim, bombayım" demeni beklerken...

sen bana aynen şöyle dedin "ben eşyalarımı topladım bu evden gidiyorum..."

Henüz iki yaşındayken "ben ne zaman kendi başıma tatile çıkacağım off" diye hayıflanan içine özgür kız kaçmış bağımsız bir çocuk oldun ya hep çok da şaşırmadım aslında.

Gülesim geldi evet ne yalan söyleyeyim ama senin küçük dünyanda bunun ne büyük bir karar olduğunu farkında olmayacak kadar da hıyar bir anne değilim merak etme...

Hemen eve gittim.

Elinde çekçekli bavulun, gözlerin ağlamaktan şişmiş.

"Gel biraz konuşalım" diyorum. Salona geçiyoruz. 

Ben: Neden gitmeye karar verdin?
Sen: Bu evdeki kurallardan sıkıldım, bıktım.
Ben: Ama evimizde fazla kural olmadığını düşünüyorum ben.
Sen: Hayır.
Ben: Neymiş seni rahatsız eden kural.
Sen: Ben hep televizyon izlemek ve sadece abur cubur yemek istiyorum. Sen izin vermiyorsun.
Ben: Maalesef bu mümkün değil. Sürekli bunları yapmanın sana zarar vereceğini düşünüyorum.
Sen: İyi, ben de gideceğim zaten.
Ben: Tamam. Bu yüzden gitmek istiyorsan gidebilirsin. Ne zaman gideceksin?
Bundan sonrası konuşurken ağlamaklı....
Sen: Hava durumuna bağlı. Bu gece olabilir.
Ben: Nasıl yani?
Sen: Yağmur yağacak mı bu gece? Yağmur yağarsa naparım ben dışarda.
Ben: Yok yağmur yağmıyor dışarıda.
Sen: Haa iyi o zaman. Uzağa da giderim o zaman. Bir daha gelir miyim bilemem.
Ben: Ama biz seni çok özleriz. 
Sen: Belki de yakında otururum bilmiyorum.
Ben: Bizi ziyarete gelirsin ama.
Sen: Bilmiyorum, hava durumuna bağlı.
Ben: Tamam. Çantanda neler var?
Çantanı açarsın...birkaç oyuncak, bir kaç kıyafet var, bir de Duman'ın kemiği.
Sen: Duman'ın kemiğini aldım yanıma çok özlerim, bir daha göremem diye.

Bu noktada sen hüngür şakır ağlamaya başlayınca ve baban benim bu konuyu çözemeyeceğimi anlayınca olaya el koydu ben de bir ohhh dedim. Baban olayı kısaca, ailenin birlik ve beraberliğinin önemi, bizim seninle senin de bizimle birlikte daha iyi olacağı, zamanı geldiğinde zaten kendin yaşayacağın üzerine pek güzel bir konuşma yaptı. Ve seni hem ikna hem de mutlu etti şıp diye. 

Şimdilik gitmekten vazgeçtin. Ama büyüyünce git olur mu? Hatta bütün dünyayı gezebileceğin bir işin falan olsun.

19 Şubat 2013 Salı

Duygusal şebelek...

O kadar duygusal bir çocuksun ki, bunu arada bir verebileceğim örneklerle anlatabilirim ancak. Dün akşam yemek yerken, Animal Planet izliyorduk.Yayınlanan belgeselde bir veteriner ön bacak kemiği kırılan bir köpeği ameliyat ediyordu ve ameliyatın ardından köpek sevdikleriyle buluşuyordu, işte bu buluşma anında koyuverdiğin gözyaşlarınla birlikte, "Dumaaaan nerrdeeesin burayaaaa geeeel, Duman'ı getirin bana Duman'ıııı" diye viyaklamanı umarım hatırlarsın büyüdüğünde.....

17 Ocak 2013 Perşembe

Muz...

Biri sana soymazsa meyve yemezsin. Soysak bile her meyveyi yemezsin. Elmanın suyunu içersin sıkan olursa. Mandalinayı dışındaki kabuğunu soyarak yersin, suyunu sıkan olursa bayılırsın. Portakal, ı ııh. Narın çekirdeği var. Ama ya muz. Dün akşam misafirliğe gittiğimiz arkadaşlarda üç tane muzu üstüste hem de kendin soyarak yedin. "Eve muz almıyoruz da biz çocuk ilk defa gördü" diye esprilerimize konu oldun. Verseler beş muzu da yiyebilirdin üstüste. Hatta her gece yattığında "muz yemek istiyorum" ben de dersin bilirim de eskiden uyumamak için söylediğini sanırdım, oysa ki bu bir muz aşkıymış. Neyse ki, muz diyarında yaşıyoruz.

8 Ocak 2013 Salı

Çocuktan al haberi...

Daha sık yazmalıyım ki, küçüklüğünün nasıl olduğunu gözünde canlandırabil. Çünkü deli bir çocuksun, bir çok çocuktan daha deli hatta, ciddi deli. Çünkü annen de deli, baban da deli. Dolayısıyla deliliğin serbest olduğu bir evde yaşıyorsun. Evin içinde ve dışında biz bizeyken ve/ya arkadaşlarımızın yanında türlü delilikler yaptığımız doğrudur. Aslında ben buna delilik de demiyorum, bizim normalimiz bu, bazı oturaklı kadınlar ve adamlar delilik diyor buna o kadar. Aslında o kadar normaliz ki keşke herkes bizim gibi olsa. Şimdi diyorum ya türlü şaklabanlıklar yapıyoruz beraber diye, sanırım sen bunları herkes yapıyor gibi kabul ediyorsun, ve yanında biz olmadığımız zamanlarda da bunları normal şeylermiş gibi diğer insanlara aktarıyorsun. E bu yaptığın da normal aslında... sen evinde ne yaşanıyorsa onu kabul ediyor, benimsiyor ve sanıyorsun ki herkes aynı yaşıyor. Aynen dayak yiyen bir çocuğun arkadaşlarına vurabildiği gibi, ben buna inanıyorum ve arkadaşına vuran her çocuğun anne ve babasına şöyle bir bakıyorum vahşi vahşi. Konunun ana fikri bu şekilde...şimdi gelelim detaylara....

Anne-kız olarak evde bas bas ama hakikaten bas bas müzik açıp çıldır çıldır ama hakikaten çıldır çıldır dansetmeyi seviyoruz. Sen beraber dansetmeyi reddediyorsun. Beraber dansedip senkronize hareketler yapmak sana göre değil, saçma bulduğunu söylüyorsun ve istiyorsun ki herkes kendisi dansetsin, hatta sahne tek kişiye ait olsun diğeri seyretsin (akrep burcu musun nesin?). Dolayısıyla sırayla dansediyoruz, sırasını savan oturup diğerini seyrediyor. Tabii bu dans gösterileri esnasında kıyafet de değiştiriyoruz. Senin en sevdiğin kostüm mayokini. Mayokini giyip salonda saatlerce dansedebilirsin ve çok da ciddiye alırsın bu işi. Biz de bıkmayız, yorulmayız, bangır bangır seni izleriz. Ha müzik mi, Adriano Celentano veya Barış Manço'nun hareketli şarkıları çalar, belki büyüyünce hatırlarsın kulağına çalınınca bu şarkılar. Bale yapacaksan da genelde Chopin çalar, sana göre bale müziği odur.

Neyse, sen herkes mayokinisiyle evde dans ediyor sanıyor olmalısın ki...

Bir akşamüstü çok sevdiğin sınıf arkadaşın ve aynı zamanda sitemizde komşumuz Efe ile bahçede oynarken sen, ve biz de babasıyla ayaküstü sohbet ederken....

Efe'nin babası:     Birbirlerini çok seviyorlar.
Ben:                    Aa evet çok güzel, aynı sınıfa düşmeleri de isabet oldu.
Efe'nin babası:     Deniz'i bize de gönderin (Doğumgününde Efe bize ailesiz gelmişti)
Ben:                    Evet tabii göndeririz.
Efe'nin babası:     Deniz geçen gün servisten inerlerken bize gelin diye çok ısrar etti, müzik açıp mayokinisiyle    
                          dans gösterisi yapacakmış bize.
Ben:                    Yaa evet, biz öyle eğleniyoruz evde kendi kendimize. Buyrun gelin tabii.... (derken 
                           suratımda oluşan yüz ifadesini anlatmak için kelimeler kıfayetsiz kalır sanırım...)

Bir durum değerlendirmesi yapalım o halde, bu konuyu hafiften inceleyelim. Adam muhtemelen bizim nasıl manyak ruhlu ebeveynler olduğumuzu düşünmüştür, nasıl bir manyak "çocuğuna mayokini giydirip dansettirebilir" diye de eklemiştir herhalde. Zira bu konuyu üçüncü bir ağızdan duyunca bana da manyakça geldi :P

2 Ocak 2013 Çarşamba

Hoşgeldin 2013 ve biz neden vampir değiliz?

Uyuz mu uyuz bir yılbaşı gecesi yaşadık tatlım, gece saat 24.00 olmadan Madagaskar Penguenleri'ni seyrederken hepimiz koltukta uyuyakaldık. Nasıl ama? Bunda babanla benim uyuzluğumuzun parmağı var itiraf etmeliyim. Midemizin alacağından fazla pizza yiyip, ardından şaraba verince kendimizi erkenden uykumuz geldi, e sen de fena değildin uykudan bayılma konusunda. Hep beraber uykudan bayılarak veda ettik 2012 ye. Seneye eğlence düzenleyeceğim söz veriyorum sana...

Gelelim bu günlerdeki en'lerine. Barbie hiç girememişti hayatımıza da Winx kızlarından koruyamamıştım seni., gangnam style dan koruyamadığım gibi. Ama her sabun köpüğü karakterler ve müzikler gibi nihayet Winx kızları hayatımızdan gitti. Gangnam style evde hiç çalınmadığı için nispeten unutulmaya yüz tuttu. Winx gitti gitmesine de, ben daha buna sevinirken geçen Eylül gibi Monster High kızları girdi hayatımıza. Önceleri sadece bebekleri vardı ya, şimdi filmi de çıkmış. İndirme gafletinde bulundum ya indirmez olaydım. Winx kızlarına salak derken, onların daha salağı varmış haberim yokmuş. Şimdilerde en sevdiğin Monster High kızları...bir vampirlik sevdası. Barbie ye olan antipatimi sana alenen söylediğimden kelli bunun senin üzerinde yaratabileceği olumsuz etkiyi de düşünerek, ne Monster High ne de Winx kızlarına ve hatta gangnam style a bile antipatimi hissettirmedim sana. Gördüm ki iyi etmişim, zira iyi olmasıyla övülen özellikler kadar kötülüğüyle tü kakalanan şeyler de siz çocuklarda yer ediyor. Üstünde durmayınca gelir geçer bir heves olarak kalıyor hepsi. 

Şimdi yoğun olarak sorduğun...

- Annecim vampirler nerede yaşar?
- Annecim vampirler yok mu yani?
- Annecim biz neden vampir değiliz?

soruların var.

Neyse ki, ben de zamanında Dracula okudum da anlıyorum bu vampirlik işlerinden de aslında hiç öyle böyle değil olaylar kuzum... Dracula'yı sana şimdi anlatmak zor olacağından, Twilight okumuşluğum da olduğundan ve hatta bilumum bir sürü vampir filmi seyrettiğimden yalap şalap anlatıyorum da. Büyüyünce okursun Bram Stoker's Dracula diyoruz, onu okuyunca gerisi boş zaten, anlarsın....

Biraz anlatınca sonu hüsran oluyor ve şöyle kapanıyor tabii...

- Ben de vampir olmak istiyordum ama ya....

21 Aralık 2012 Cuma

Birkaç aydır...

Tembel anne hep kendi günlüğüne yazıyor. Geçmişe dönüp baktım biraz, seninle ilgili çok az şey yazmışım. Ya da bana öyle geliyor, zira artık her günümüz başka bir alem. Bir milyonuncu kez söz veriyorum. Daha sık yazacağım. Herşeyi yazacağım, tamam mı? En son Ağustos ayında yazmışım. Tatilden döndüğün noktadan kısa bir özet geçeyim o zaman....

Bu senenin en büyük olayı, kreş zamanlarının bitmesiydi. Artık bir anasınıfı öğrencisi oldun. Bu sene okula formayla başladın, en büyük değişiklik bu oldu mesela. Kıyafetlerini alırken nasıl heyecanladın nasıl... İlk gün böyle bir havalar bir havalar. Büyüdüm ben havaları. Kimse uyandırmadan kendi kendi kalkmalar. İki gün sürdü tabii...üçüncü günün sabahında yine bir Deniz klasiği olarak, sürünerek kalktın. Irsi olmalı bu... sabah erken kalkmayı sevenler de olduğunu düşünürsek, sabah erken kalkmaktan nefret eden bir anne babanın çocuğusun neticede...
(bu foto okulun üçüncü sabahında çekildi...:)

Günler geçti, okulunu sevdin. İyi ki de sevdin. Hala sabahları çok zor kalkıyor, akşamları da çok yorgun geliyorsun eve ama mutlusun. Anasınıflarını sıkmayacak şekilde Pazartesi ve Cuma okul formasıyla, Salı ve Perşembe okul eşofmanıyla ve Çarşamba'ları da serbest kıyafetler gidiyorsun. Pazartesi günleri oyuncak günü, eğer okula götürecek eğlenceli bir şeyler bulursan veya yeni bir oyuncağın olduysa sabah pek hevesli kalkıyorsun.

Anlattığına göre; okulda en yakın arkadaşın Ceren. Bunun dışında başka arkadaşların da var tabii. Serbest oyun zamanlarında Sen, Ceren ve iki kız arkadaşın daha Winx çilik oynamayı seviyorsunuz. Sen genelde Miusa oluyorsun. Mine sürekli Blum olmak istiyormuş ve sen buna kıl oluyorsun, hatta her oyunda  karakterlerin değişmesini önerdiğin halde o kabul etmiyor ve sürekli Blum olmak istiyor. Anlattıklarından anladığım kadarıyla Mine kimseyi dinlemeyen, bencil ve çokça da yelloz bir kız çocuğu, anası babası kusura bakmasın artık. Sen oldukça duygusal, barışçıl ve konuşarak anlaşmayı öğrenmiş bir çocuk olarak böyle yelloz yetişmiş, yetiştirilmiş çocukların arasında çok naif kalıyorsun. Artık iyi mi kötü mü bilemiyorum, belki şimdi seni eziyor gibi görünüyorlar ve kendini kötü hissediyorsun belki ama bir gün böyle naif kalabilerek ne kadar büyük bir erdem sahibi olduğunu anlayacaksın be kızım.... ve bu erdemle sen onlardan daha mutlu, daha özgüvenli olacaksın emin ol... başkalarını itip kakarak, bencillikle elde edilen bir özgüvenle ancak çocuklukta öter belki borun. Biz sana vurmayı, itmeyi, bencilliği değil paylaşmayı, sevmeyi, barışı, konuşmayı öğretmişiz... ne iyi etmişiz...her davranışında görüyorum bunu, umarım hep böyle olur ve umarım ileride sen seni farkında olmadan böyle yetiştirdiğimiz için bize kızmazsın.

Okul anıların devam edecek....şimdi biraz ara....

9 Ağustos 2012 Perşembe

Tatil...

Yaklaşık 3 haftadır, Ayvalık'ta anneannenin yazlığındasın. Geçen sene bütün yaz kreşe gitmiştin, bu yaz içimiz elvermedi. Annem ben küçükken Silivri'ye teyzemin yazlığına yollardı beni tatillerde, ne mutlu olurdum. Sonradan bizim yazlığımız yapıldı; okulların kapandığı ikinci hafta babam bizi Ayvalık'a bırakır, sonra çalışmaya geri dönerdi. Arada bir haftasonları gelirdi, bir de kendi izninde gelirdi. Biz Eylül'e kadar tatil yapardık. Ben böyle büyüdüğüm için seni bizden ayrı tatile göndermek bana koymuyor, babanla bira savaşmak durumunda kalıyorum ama...anneannenin sana bakıyor olmasının da büyük etkisi var tabii bu koymama durumunda, o ayrı.

Bilgisayardan görüntülü sohbet ediyoruz, telefonda konuşuyoruz...Dayın oraya geldiğinde bol bol fotoğraf da gönderdi. Keyfin yerinde. Geceleri yatmak bilmez sabahları kalkmak bilmez bir tatil modundaymışsın. En güzeli... Yaz tatilini yazlıkta geçirdiğimiz ortaokul ve lise yıllarımda annem sabahın köründe kahvaltıya kaldırırdı bizi...sabah 9 da...illaki kahvaltı yapılacakmış, illaki kalkılacakmış...ya bırak onbirde yapalım kahvaltıyı...yok...uyuz olurdum. Şimdi seni sabahın köründe kahvaltıya kaldırmaması annem için büyük bir gelişme, şaşırmadım desem yalan olur. Yaz tatili özgürlüktür...

Bunun dışında bol bol oynuyor bol bol yüzüyormuşsun. Bizi özlediğini söylemiyorsun. Sadece Duman'ı özlediğini söylüyor her canlı sohbette onu da görmek istiyorsun. Duman'la bu kadar yakın ilişkin olmasına seviniyorum. 

Bir yaz tatili kızına uygun olarak, örme bileziklerin var, bir de orana burana yaptırdığın kına dövmeler. E annenin bu kadar dövmesi olursa, kızında neler olur tahmin etmek hiç de zor değil. Bu kadar bizi örnek alıyorsan, iyi bir okur, biraz yazar, müzikten iyi çakar ve hatta bir müzik aleti de çalar bir insan olmanı da bekleyebiliriz senden ona göre :)










Anneannenden öğrendiğim birkaç güzel diyaloğun var, onları da yazıvereyim hemen.

Anneannen sana istediğin oyuncağı almamış....sonra akşam olmuş, komşulara çaya gidilmiş....

Deniz: Bana istediğimi almadınnn.
Anneanne: Zaten bir oyuncak almıştık....
Deniz: Almadın işte, psikolojimi bozdun sen benim, psikolojimi bozdun...ne olacak şimdi????

----------

Tatile gitmeden önce anneannenden izin almadan ve haber vermeden bir yere gitmeyeceğine dair bir nutuk dinlemiştin bizden....

Deniz: Yan bloğa gideceğim ben...
Anneanne: Şimdi olmaz...
Deniz: Ben kendim başıma ne zaman biryerlere gidebileceğim haa...kendim başıma tatile ne zaman gideceğim....bıktım ama....

-----------

Yine bir kardeş muhabbeti.....kardeşli bir çocuk görmüşsün...

Deniz: Anneanneciğim, ben canlı bebek istiyorum...
Anneanne: Ona kardeş denir yavrum, annenle babana söylemen lazım. (burda seni fitnelediği için anneme sonradan bayağı bir kızdım...itiraf...)

Akşam olur, telefondayız...

Deniz: Babacığım ben kardeş istiyorum.
Baba: Hmmm, annene sormak lazım kızım. (Aksi durumlarda top neden anneye atılır anlamış değilim....)
Deniz: Anneciğim ben kardeş istiyorum....
Anne: Bak kızım, tamam istiyorsun da, daha önce de konuşmuştuk. Kardeşin olunca herşeyini paylaşmak zorunda kalacaksın. Mesela diyelim ki istediğin birşey var ama kardeşinin de başka bir şeye ihtiyacı var, maddi durumumuza göre belki de sana istediğini alamayabiliriz.... (evet...kötüyüm...!!!)
Deniz: Hııı, tamam vazgeçtim, istemiyorum....


Şimdilik bu kadar.....