Lilypie Kids Birthday tickers

12 Temmuz 2011 Salı

Günler...

Günler hızlı hızlı geçip gidiyor. Ben yine çocuk da yaparım kariyer de modumdayım, her sabah seni kreşe bırakıp işe gidiyor, işte elimden geleni yapıyor, akşam eve gelip her beraber yemek yedikten sonra masayı öylece bırakıp seni bahçeye çıkartıyorum, sen oynuyorsun ben kitap okuyorum; Mersin'e taşınalı 4 ay oldu, artık bahçeye çıktığımızda ben "Deniz'in annesi" sen de "Deniz" olarak tanınıyorsun, bir çevren var yani, okul ve site arkadaşlarından oluşan. Sen yanımda yokken bile görse sitenin çocukları "aaa Deniz'in annesi, merhaba" diyorlar, bozuluyorum. Sen şimdi büyüdün sosyal çevre edinmeye başladın, bizden ayrı bir hayatın olduğu ortada, garip geliyor, zamanın bu kadar hızlı akıp gitmesi garip...Yüzme kursuna gidiyorsun, haftada üç sabah okul arkadaşların ve öğretmeninle birlikte, çok eğleniyorsunuz, arada bir anlatıyorsun. Sürekli sokakta koşan, kumla çamurla oynayan, bisiklet tepesinden inmeyen, bir denizde bir havuzda cup cup yüzen sudan korkmaz tırsmaz bir hayatın var, bir çocuğun ihtiyaç duyduğu üzere. Televizyon ve avm ler çıktı hayatından, en çok buna seviniyorum.

17 Haziran 2011 Cuma

Şok eden diyaloglar...

Didem teyze geldi Ankara'dan, kendisi 5 aylık hamile, karnı büyümüş, sen de biliyorsun içeride bir bebek olduğunu ve babana aynen şöyle diyorsun...

Deniz: Babacığım ben de karnımda bebek istiyorum.....

11 Haziran 2011 Cumartesi

Sanki yazdıklarımı okuyormuşsun, hislerimi duyuyormuşsun gibi...

Alttaki yazımı yazalı bir iki gün olmuş, parka gitmişiz, parkda arkadaşların var...

Deniz: Anneciğim sen şurda otur kitap oku, ben oyniyim.

Hah şöyle kızım yaa.....

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Şok eden diyaloglar...

Anneanne: Baban ne iş yapıyor canım?
Deniz: Ameliyat, yemek, gitar

Anneanne: Peki annen ne iş yapıyor?
Deniz: Telefonuna bakar

Teessüf ederim kızım yaaa. Sen beni bu kadar mı tanıdın aşkolsun. Ben her yerde fotoğraf çekmez miyim, arabada, kumsalda fırsat bulduğum her yerde sürekli kitap okumaz mıyım? Hiç mi dikkatini çekmedi yahu. Pes doğrusu, babanı kayırmana doğduğundan beri birşey demiyorum, baba kız ilişkisinin bir kadının hayatındaki önemli rolüne de saygı duyarak davranıyorum ama annenle ilgili de "sadece telefona bakar o" kısmını haketmiyorum, bozuldum valla. Sevgilim, senin annen meslek olarak lojistikçi, amatör fotoğrafçılıkla uğraşan çok kitap okuyan, günlük falan yazan, bunları da internette paylaşan bir kadın tamam mı. Adresleri de aşağıda...Anlaştığımızı umuyorum...



23 Mayıs 2011 Pazartesi

Şarkılar...

Bizim evde rock, blues, hard rock, metal müzik dinlenir, bazen de klasik ve caz. Bu seninle ilgili birşey değil, bizim müzik zevkimiz bu. Eller havaya müzikler ve şarkılar ilgi alanımıza girmiyor, dolayısıyla ortam nedeniyle fasıllı bir yemeğe giden annen ve baban sadece el çırpar ve fransız kalır ortama.

Son 1 aydır, kreşte öğrendiğini düşündüğümüz bir şarkıyı söylüyordun....

"AL KIZINIII ÖLÇÜ BANA, AL KIZINIIII ÖLÇÜ BANA.....SALLA SALLA SALLA"

Tabii ki de rocker anne ve baba bu şarkıyı çözemedi ve böyle kabul etti. Orda burada hep beraber "al kızınııı ölçü bana, al kızınıııı ölçü bana" diye söyleyip durduk. Yılsonu gösterisinden birkaç gün önce anneannen kreşe seni almaya gittiğinde duymuş ki şarkı aslında şöyleymiş:

"Al kızını koy çuvala, al kızını koy çuvala, salla salla vur duvara"

Bizim söylediğimiz daha iyiymiş aman. 3,5 yaşındaki çocuk, kızın çuvala konarak duvara vurulduğu sözlerden ne derece etkilenir acaba...diyerek entel anne modumda noktayı koyarım :)

22 Nisan 2011 Cuma

Merhaba "ATEŞ", uzun zamandır görünmüyordun...

Bu sabah ateşli uyandın, 38,5 dereceydi. Kreşe başlamanla birlikte sanırım yine başlıyoruz. Ama bu sefer Ankara'dakine göre daha iyi, öyle "ay bayıldım yattım" modunda değilsin, verdik ateş düşürücüyü indi. Öğretmenin de yarın bahçede yapılacak 23 Nisan gösterisinin yağmur nedeniyle iptal edildiğini ve bugun içeride alternatif bir kutlama yapılacağını söyleyip, 1-2 saatliğine getirmemizi isteyince, götürdüm ben de seni. Şimdi sen de hasta olmayanlara bulaştıracaksın muhtemelen. Zaten kreşte çocukların sık sık hastalanmasının nedeni hasta çocukların kreşe gitmeleri bence. Hasta çocuğu ne gönderiyorsunuz kreşe diye kızacağım ama tabii anne baba çalışıyorsa ne yapsınlar.

Sabah sen ateşli uyanınca baban yine paniğe bağladı kendini, "antibiyotiğe başlayalım" hemen nutuklarına başladı. Ben hafif atlatacağını düşünüyorum. Bakalım...

12 Nisan 2011 Salı

Bir kreş denemesi daha...

Taşınalı 1 ay oldu, Ankara'daki kabus dolu kreş günlerimiz oldukça geride kaldı. Ama yine de kreş deyince aklıma düşmeyen ateşler, öksürükler, burun akıntıları, sürekli bir endişe ve her yere aynı anda yetişememe korkuları geliyor aklıma. Bu hastalıkları yüzünden sen de şöyle bir keyifle gidemediğin gibi kreşten de nefret etmiştin. Burada evdeyim, çalışmıyorum. Ve itiraf ediyorum seninle bütün bir günü verimli geçirebilmem mümkün olmuyor. Bu senden kaynaklanmıyor elbette benden kaynaklanıyor. Çok sabırlı bir anne değilim ben, ya da çok fedakar, kendime vakit ayırmam gerekiyor mutlu olabilmek için. Bir de tabii kendi yaşıtlarınla oynama ihtiyacın var.

Neyse, bize en yakın kreşle görüştüm, Eylül'e kadar dolu olduklarını söylediler. Moralim bozuldu derken, tesadüfen arka sokakta bir kreşe daha rastladık. Pembe boyalı binayı görünce tutturdun "pembe kreşe gitmek istiyorum" diye. Deneme süresinde bir sorun yaşamadık, koşa koşa gidiyorsun kreşe. Benim de için rahat, oldukça az öğrenci var. Ve şimdilik yarım gün gidiyorsun tabii, uyumayı sevmediğinden kreşte uyku olayına girmek istemiyorum şu an. Çünkü biliyorum ki seni orada uyutmaya kalktıklarında sende şalterler atacak. Neyse, işte böyle...ha bir de lütfen hasta olma tamam mı?