23 Eylül 2013 Pazartesi
İlkokul Anıları...
Okulun ilk bir kaç gününden sonra aktardıkların şunlar oldu: "Dersler var, teneffüsler var. Teneffüsler çok kısa ama istediğimiz kadar koşabiliyoruz."
20 Eylül 2013 Cuma
6 yaş aktiviteleri..
Bu sene yüzme kursuna başladın. Okulun yüzme takımının antrenörü çalıştırıyor haftada bir gün. Sıcak bir iklimde gidilebilecek en uygun kurs sanırım bu oldu. Bale ve yüzme arasında bir tercih yapmanı istedik bu sene ve sen her ikisine birden gitmek istedin, bunu bir iki hafta denedik ve gerçekten de çok yorulduğunu gördük. Tercih tekrar gündeme geldi, yüzmeyi tercih ettin tahmin ettiğimiz üzere.
16 Eylül 2013 Pazartesi
İlkokul 1...
Bakalım bizi neler bekliyor, çok hevesli gittin. Yüzünde bir "büyüdüm ben artık" havası, fazlaca emin kendinden, artık anaokullu değil koskoca ilkokullu. Oysa okulun en çömezisiniz be yavrum.
30 Temmuz 2013 Salı
Bademcik ve geniz eti ameliyatın...
Bu ameliyata dair bir sürü bilgi var sanal ortamda, detayına oradan bakarsın merak edersen, bu ameliyata ilişkin bilgiç annelik bilgileri de veremeyeceğim. Sadece duygusal bir takım cümleler kurabilirim. Ben çok korktum. Baban benden daha çok korktu. Bu ameliyatı 3 yaşından beri erteliyoruz, korktuğumuz için. Ama artık her kış hastalıktan telef olmanı, rahat uyuyamamaktan kaynaklı büyüme bozukluğu ve hatta çene yapının bozulma ihtimalini göze alamadık. Ameliyatın 02.Temmuz tarihinde devlet hastanesinde, babanın da tanıdığı iyi bir doktor tarafından yapıldı. Baban ameliyatına girmedi, onun yerine bölümden arkadaşları girdiler. Ben seni odada bekledim, facebook instagram vesaire dikkatimi dağıttım. Sonra baban seni getirdi, odaya geldiğinden sonraki kırkbeş dakika sanırım hayatımın en kötü dakikalarıydı diyorum ya daha kötüsü olmasın asla. Grip, ateş vesaire hikayeymiş, insanın yavrusunun acı çekmesi ve acı içinde kıvranması nedir anladım ben o gün. Kimsenin çocuğu hasta olmasın, hastanelerde yatmasın, çok zor. İlk kırkbeş dakika sürekli kıvrandın, hem anestezinin etkisinden sıyrılmaya çalışıyor hem de boğazının acısıyla boğuşuyordun, bir an sakinleşiyor kollarımıza veya yastığa bırakıyordun kendini ama hemen ardından tekrar kasılıyor ve ağlamaya başlıyordun. Sonra derin çok güzel bir uykuya daldın. Uykudan uyanınca acın halen devam ediyordu, sana ağlamaya çalışırsan daha çok tahriş olup acıyabileceğini anlattık, bu acının geçici olduğunu ve çabucak iyileşeceğini anlattık. İlk gün birşeyler yemeyi reddetin, halbuki sınırsız dondurma yeme hakkın vardı. Sanırım dondurma yemeyi ilk reddedişindi bu. İlk gün gerçekten zordu. Ertesi gün o kadar iyiydin biz bile şaşırdık nasıl bu kadar çabuk toparladığına, ama zaten doktor söylemişti çocukların bu ameliyat sonrasında çok çabuk toparlandığını. Ertesi gün soğuk yoğurt, dondurma yedin, neyse ki anneannen ve dayın ameliyat sonrası bir hafta bizdelerdi. ikinci gün çok daha iyidin, üçüncü günde sanki ameliyat olmamış gibiydin. Uykuların çok rahatladı, deliksiz uyumaya başladın, yatakta attığın taklalar bitti, yatağa nasıl yattıysan en fazla öbür tarafına dönmüş olarak bulduk seni.
Böyle işte, en iyi anladığım şey ise şu oldu, çaresiz hastalık vermesin...
30 Mayıs 2013 Perşembe
Başka Bir Anne...
Bu kitap okulun okuma listesinde vardı ve sene başında listede olduğu için almıştık. Çok özellikli bir kitap olmasa da, nispeten değişik bir konuyu işliyor. Annesi diğer annelere göre çılgın giyinen bir çocuğun annesinden diğer anneler gibi olması talebi ile başlıyor; fakat daha sonra annesinin bu tarzından utanmaması gerektiğini anlıyor, çünkü annesinin tarzı sayesinde beraber bisiklete binebildiklerini ve annesiyle daha nice çılgınlıkları beraber yapabildiklerini görüyor. Benim çok etkilenmediğim bir kitap oldu, sanırım sen de çok etkilenmedin. Öyle defalarca okuma durumumuz olmadı.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Soket Çoraplar...
Şu yanda görmüş olduğun tip beyaz soket çorapları giymekten nefret ediyorsun, bir şekilde ikna ediyordum seni ya da okul forması altına cart renkli alakasız çoraplar giymeyi tercih ediyordun ama bugün itibariyle de artık bu çoraplardan bir daha asla giymeyeceğini kesinkes söyledin. Bu tip katlamalı, fırfırlı, pırıltılı beyaz çorapları sevmiyorsun. Bunu da bu sabah ilan ettin. Hadi bakalım... Forma altına cart renkli çoraplar giymeye devam o zaman....
24 Mayıs 2013 Cuma
Gergedanlar Krep Yemez
Oku oku sıkılınmaz bir çocuk kitabı daha... Son bir yıldır kaç kez okuduk bilinmez. Büyükler için de çok eğlenceli ve eğitici öğretici bir kitap bu. On bin kere okusam bıkmam o derece :) Bu kitabı okuyunca insan, çocuğunu her zaman dinlemeyi öğreniyor. Olur da bir gün dalarsam da sen bana birşey anlatırken göz temasımı bırakıp boş bulunup telefonumu karıştırırsam ve/ya o an yapmakta olduğum işe devam edersem bu mor gergedanı görüyorum oralarda bir yerlerde, mutfaktaysak mesela oturmuş çekyata bir elinde krep dik dik bana bakıyor, silkinip kendime geliyor her bir işimi bırakıp seni dinliyorum. Elimden geldiğince özen göstermeye çalışıyorum seni dinlemeye. Bir yerlerde okumuştum şimdi hatırlamıyorum da çocuklar yeni yeni konuşmaya başladıklarında biz büyükler ağızlarının içine bakıyormuşuz konuşsun birşeyler söylesin diye, büyüyünce ise tam tersini yapıyormuşuz, doğru; zira 5 yaş itibariyle inanılmaz derecede konuşuluyor, bir sene önce açıkladığımız "nedenler, niçinler" yerini bir üst boyutta "nedenler ve niçinlere" bıraktı, bunun yanında bizden ayrı bir sosyal hayatın var artık oraya ait anlatacakların var, taleplerin isteklerin var, var da var, var da var. Hepsini bir bir dinlemeye çalışıyoruz bilesin.
23 Mayıs 2013 Perşembe
İkimiz de Seni Çok Seviyoruz - Eva Montanari
Çok uzun zaman olmuş kitaplarla ilgili yazmayalı. Kötü olmuş. Oysa ki her akşam hiç aksatmadan kitap okuyoruz seninle. Okumadan yatacak olsak itiraz eder mutlaka okutursun. Aradaki boşluğu kapatalım o zaman, kitaplarınla ilgili yazayım biraz.
Bu kitabı birinin tavsiyesiyle mi aldım, yoksa kendim mi seçtim bilmiyorum ama iyi ki almışım. Çok sevdiğin bir kitap oldu. Benim de okuduğum en güzel çocuk kitapları sıralamasında ilk üçe girer. Konu olarak o kadar farklı ki diğer çocuk kitaplarından.
Kitapta birbirine aşık olup evlenen Ay ve Güneş'in hikayesi anlatılıyor. Nasıl tanıştıkları ve birbirlerini sevdikleri anlatılırken nasıl da birbirlerinin zıttı iki kişi olduklarını da anlatıyorlar. Biri kara derken, diğerinin ak demesi misali. Bu kitabın neden çok hoşumuza gittiği de belki burada kendini buluyor, zira annen ve baban da birbirine zıt iki insan. Kitabın sonunda ise çocukları "Yıldız" ortaya çıkıyor, Ay ve Güneş diyor ki ne kadar zıt olsak ve anlaşamasak da bir konu da hep anlaşıyoruz diyor ve Yıldız'ı gösteriyorlar. Ben de sonunu okurken seni sıkıştırıyorum yatakta, sen de şımarıyorsun falan, eğlenceli oluyor.
22 Mayıs 2013 Çarşamba
Hayvan Sevgisi..
Her zaman naif ve çok ama çok duygusal bir çocuktun. Hala öylesin. Bu özelliklerin kötü yanları da var evet ama ben iyi yanlarının daha ağır bastığını düşünüyorum. Bu özelliklerin yüzünden insanlara normalden daha fazla kırılacaksın belki, karşındakinin hiç farketmediği bir sözüyle dünyan yıkılacak zaman zaman ama bu özelliklerin sayesinde de tekrar tekrar ayağa kalkacaksın, her zaman güvenecek yeni insanlar bulmak için güç verecek sana bunlar. Bir de sanırım o yırtıcı incitici çocuklardan olmayacaksın, bu da iyi. Bu özelliklerin Duman'la da acaip bir duygusal bağ kurmana neden oldu. Duman'ın bizimle yaşaması ile birlikte hayata bakışın biraz daha değişti sanki. Evde olduğun zaman içerisinde artık onunla çok vakit geçiriyorsun. E o da büyüdü artık daha sakin tabii bunun da etkisi var. Yoksa Duman bebekken sen sürekli huzursuz oluyordun, zira o da bebek olduğu için herşeyi kemirmek istiyor hareketlerini çok da fazla kontrol edemiyordu. Şimdilerde evde beraber oynuyorsunuz. Duman'ın senin karakterinde ne tür taşları yerine oturtacağını henüz bilemiyoruz, belki biraz daha büyümen gerekiyor bunu görebilmemiz için. Ama şunu açık ve net görebiliyoruz, Duman'la birlikte hayvan sevgin inanılmaz boyutlara taşındı. Şöyle ki, yılandan sümüklü böceğe kadar bütün hayvanlara karşı büyük bir sevgi besliyorsun. Mesela, geçenlerde bahçede otururken ve sen arkadaşlarınla oynarken, henüz yağmur yağmış ve ortalık sümüklü böcek doluyken, büyük çocukların bir sümüklü böceğin üzerine tuz döküp deney yapmak istemeleriyle senin feryat figan sümüklü böceğin önüne atlayışın görülmeye değerdi. Bir yandan gözlerin yaşlı bir şekilde sümüklü böceğin önünde duruyor bir yandan da "yapmayın yapmayın" diye bağırınıyordun. Bugüne bugün bir sümüklü böceğin hayatını kurtardın, aferin.
Böyle koca koca köpeklere sarılıp öpen, onları mıncıklayan bir çocuk oldun.
Biz Duman'ı kardeş istediğin için bizimle yaşamasını istemiştik aslında. Bir nevi de kardeşin oldu zaten. Arada bir oyuncaklarını yediği için kavga edip küstüğün, arada bir boynuna boncuklu kolyelerini takmaya çalıştığın iyi bir arkadaş oldu Duman evde sana.
Bayram tatiline giderken Duman'ı çiftliğe bırakmak zorunda kalmıştık çünkü o kadar uzun yolu arabayla gidemeyecek kadar küçüktü. Yola çıkacağımız sabahın gecesinde bıraktık Duman'ı. Tabii gece evde bir boşluk oldu. Odasına gidip gelip bakıyor, orda burda mamasını bulursan "aaa maması burdaa" diyordun. Sonradan zaten başlamıştın ağlamaya "Duman benim kardeşimdi, o benim pespembe dünyamdı" diye.
Bir de koca koca çocuklar Duman'a yaklaşamadığında göğsünü gere gere onu mıncıklaman var.
Bir süre, Duman bebekken tabii daha hareketliydi, sürekli onun hareketlerini taklit ediyordun. Mesela bale kursunda, üzerinde bale kıyafetlerinle köpek taklidi yapman herkesi şaşırtıyordu. Ve ben de her seferinde evimizde köpeğimiz var da şeklinde açıklama yapıyordum, çünkü taklitler cidden başarılıydı.
Şimdilik bu kadar....yine yazarım maceralarınızı....
Böyle koca koca köpeklere sarılıp öpen, onları mıncıklayan bir çocuk oldun.
Biz Duman'ı kardeş istediğin için bizimle yaşamasını istemiştik aslında. Bir nevi de kardeşin oldu zaten. Arada bir oyuncaklarını yediği için kavga edip küstüğün, arada bir boynuna boncuklu kolyelerini takmaya çalıştığın iyi bir arkadaş oldu Duman evde sana.
Bayram tatiline giderken Duman'ı çiftliğe bırakmak zorunda kalmıştık çünkü o kadar uzun yolu arabayla gidemeyecek kadar küçüktü. Yola çıkacağımız sabahın gecesinde bıraktık Duman'ı. Tabii gece evde bir boşluk oldu. Odasına gidip gelip bakıyor, orda burda mamasını bulursan "aaa maması burdaa" diyordun. Sonradan zaten başlamıştın ağlamaya "Duman benim kardeşimdi, o benim pespembe dünyamdı" diye.
Bir de koca koca çocuklar Duman'a yaklaşamadığında göğsünü gere gere onu mıncıklaman var.
Bir süre, Duman bebekken tabii daha hareketliydi, sürekli onun hareketlerini taklit ediyordun. Mesela bale kursunda, üzerinde bale kıyafetlerinle köpek taklidi yapman herkesi şaşırtıyordu. Ve ben de her seferinde evimizde köpeğimiz var da şeklinde açıklama yapıyordum, çünkü taklitler cidden başarılıydı.
Şimdilik bu kadar....yine yazarım maceralarınızı....
16 Mayıs 2013 Perşembe
İlk opera ve senfoni deneyimin...
Müzik Festivali kapsamında Bilkent Senfoni Orkestrasının konseri açılışı yaptı, ona götürdüm seni geçen Cuma. Tabii ki de çok büyük heyecan ve merak içerisindeydin. Festival açılış konseri olması nedeniyle başta geyik konuşmalar olduğu için biraz sıkıldın tabii. Bir de gündüz okulda olduğundan hayli yorgun ve uykuluydun. Birinci bölümde Sholomo Mintz solosu vardı, oldukça sıkıldın, aslında itiraf ediyorum ben de sıkıldım, ve bir itiraf daha gelsin tek başına keman sesi nedense beni çok rahatsız ediyor, kulağımı tırmalıyor. Umarım sen benim gibi olmazsın. Sonra zaten sen daha fazla dayanamadın ve uyuyakaldın. Konserin ikinci bölümü çok daha güzeldi ve maalesef onu kaçırdın. Ama uyurken de kulağına çalındı müzik beynin algılamıştır diye düşünüyorum. Konser bitişinde en çok uyuyarak arayı kaçırdığın için üzüldün, abur cubur alacaktık çünkü.
Bu hafta da seni ilk defa operaya götürdüm, Madam Butterfly temsiline. Benim de heyecanla beklediğim bir temsildi gerçekten de ama izledikten sonra aynı şeyleri söyleyemedim tabii. Carmen'in yanında gerçekten de çok zayıf kaldı. Carmen de 3 perdelik bir temsil olduğundan dayanamayacağını düşünmüştüm. Dekor süperdi ama galiba teknik bir sorun vardı orkestra sanatçıların sesini bastırıyordu, bu nedenle dikkatimi sanatçılara çok veremedim. Bu dikkatimi verememe durumunda senin sürekli "o ne dedi şimdi?", "adam ne dedi?" "kadın ne dedi?", "Şu kim, bu kim?" diye sürekli sormandan kaynaklanmış da olabilir :-P Sanırım seneye okuma öğrendiğinde opera temsilleri daha keyifli olacak. Birinci yarıyı bitirdin bu sefer, hatta arada kendimize abur cubur bile aldık. İkinci yarının da ilk onbeş dakikasını tamamlayıp sonra uyuyakaldın.
Yine de söylemeliyim ki, opera, bale temsilleri ve konserler için harika bir arkadaşsın. Kesinlikle sıkılmıyor, aksine merak ediyor, ve sanırım keyif de alıyorsun.
Not: Fotoğrafları festival facebook sayfasından aldım, kim çekti bilmiyorum...
9 Mayıs 2013 Perşembe
Kartpostal Kardeşliği...
Anasınıfına başlamanla birlikte İngilizce eğitimin de başladı. Aslında kreşte de İngilizce öğretiyoruz diyorlardı, ama tabii bu konunun çakmalığı konusunu 2 sene boyunca aynı kreşte işledik de zaten benim umurumda değildi ingilizce eğitimi, zira Türkiye'de yaşıyoruz ve önce Türkçe'yi çok iyi öğrenmen gerektiğini düşünüyordum. Bu sene biraz daha ciddiyetle başladı tabii... ciddiyet derken oturup her kelimeyi beş kere yazma manasında değil aksine çok ama çok eğlenceli... okul tarafından ciddiye alınan bir eğlence. Geçenlerde okulda ingilizce eğitimi üzerine bir sınıf aktivitesi ve ardından da veliler için bir seminer vardı. Bildiklerimi söylediler tabii... "ay ne ukalasın anne" demeden önce benim de bir dil mezunu olduğumu hatırlatmam gerek sana :) Seminerde de dediler, önce Türkçe diye, bir de çocukları sıkıştırmamalıymışız "aman da ne öğrendin hadi anlat" diye.
Neyse, konu bu değil zaten. Ben bu sene ingilizce dersleri başlayınca ve senin çok da hoşuna gidince, hem biraz ingilizce görürsün hem de dünyamızda birçok farklı ülke olduğunu fark eder, senden ve bizden farklı insanları keşfeder, farklı kültürleri tanıma fırsatı bulursun diye seni postcrossing sitesine üye yapmıştım. Gonderdiğimiz ilk kartı sana yazdırmış fakat henüz okuma yazma bilmediğinden bu iş ikimiz için de çok zorlu olmuş, iyi birşeyin bıkkınlığa doğru meyil etmesini istemediğimden diğer kartları ben yazmıştım. Amacım kartlarımızın biran önce gitmesi ve böylelikle sana daha çok kart gelmesini sağlamaktı. Çünkü postcrossing de ne kadar çok kart yollarsan o kadar çok kart alıyorsun. Neyse, üye olalı yaklaşık 1,5 ay oldu ve ilk 2 kartın geldi. Yine sende umduğum heyecanı göremedim tabii. Bu ayrı bir konu olsun yazmak için. Bende de tabii sendeki etkilerini hemen görmek istemek gibi bir sabırsızlık var ama bıkmadan bekleyeceğim. Bir de kartları saklamak için bir kutu yaptık, belki kart koleksiyonu yapmak istersin. Şimdilik bir çıkartma koleksiyonun var, ben bu koleksiyon merakını biraz daha genişletmek istedim, belki pul koleksiyonu yapmak istersin kartların üzerindeki pullardan.
Öyle işte... vizyonun geniş olsun kuzum... dar alanlara sıkışma diye hepsi. Umarım faydasını görürsün...
7 Mayıs 2013 Salı
Öyle birşey yoktur...
Bahçedeyiz. Arkadaşlarla oturuyoruz. Mangal için hazırlıklar içerisindeyiz. Siz çocuklar da oynuyorsunuz. Yemek hazır olduğunda hep beraber oturuyoruz. Erkek çocuğu olan arkadaşlardan biri (çocuk çileli bir yaşta, 3) çocuğu kızların elindeki şimdi ne olduğunu hatırlamadığım şeyi isteyince ve tabii ki de kızlar vermeyince, aynı zımbırtının mavisini masadan alıp çocuğuna uzatmış, çocuk illaki de kızların elindeki renkten isteyince çaresizce "bak oğlum bu erkek rengi ne güzel" deyince...
Sen lafı yapıştırıverdin : "Kız rengi erkek rengi diye birşey yoktur."
Herkes kaldı öyle sonrasında.
Ben sırıttım. Sana bahsettiğim birçok şey var bunun gibi, şimdiye kadar hiç geri dönüşünü alamadığım. Demek ki yaşın geldi, sana verdiğimiz güzel olduğunu düşündüğümüz bir takım fikirlerimizin geri dönüşünü alma zamanı. Kimbilir ne zaman söyledim sana, renklerin cinsiyetlerinin olmadığını ve olamayacağını. Aferin.
30 Nisan 2013 Salı
Babandan....
Herhangi bir şeyi yapmayı beceremediğin zaman atıyorsun elinden sinirle ve hışımla, evet, küçüklüğünden beri yapıyorsun bunu. Örnek verecek olursak, bir oyuncağının çıkan kısmını yerine takmaya çalışıyor da bir türlü yapamıyorsan alıp atıyor ve hırslanıyorsun. Babana çekmişsin....
Kardeşin olması üzerine...
Kardeşin olacağını ilk başından beri biliyorsun. Mutlusun, çok mutlusun hem de. Belki de aramızda onu en çok sen istedin. Şimdilik seni neler beklediğini bilmiyorsun, açıkçası ben de bilmiyorum neler beklediğini... hem seni hem de beni, yaşayıp göreceğiz. Kardeşin olacağını öğrendiğinden bu yana pek fazla duygularını çaktırmıyorsun. O kadar duygusal olup da duygularını bu kadar iyi gizleyen bir çocuk senden başka kaç tane daha vardır acaba? Yine de, arada bir, özellikle uyumadan hemen önce, hani şu kitap okuyup hafifçe mayıştığın anın sonrasında uykuya dalmadan hemen önce yatağında birbirimize sarıldığımız birkaç dakikada seni tutan herşeyi bir kenara bırakıp gün içinde kafaya taktığın ne varsa mutlaka onunla ilgili birşeyler soruyorsun bana, ya da sen sormadan ben soruyor ağzından alıyorum duygularını. O birkaç dakika öyle bütün kalkanlarını indirdiğin, duygularının savunmasız kaldığı acaip bir zaman dilimi. Senin yaşındakilerin çoğunda var, anneleriyle konuştuk. Neyse, bu zaman dilimlerinde saçılan bazı anlar aşağıda...
Sen: Kardeşim memelerinden süt mü içecek?
Ben: Evet bebek olduğu için ancak öyle beslenebilir.
Sen: Ama onlar benimdi.
Ben: ...... Eveeet, sen de öyle beslenmiştin tabii. Paylaşmak güzel olmaz mı? (Hemen bir ikinci çocuk kitabı sipariş ettim kendime, zira bu tip durumlarda ne söyleyeceğimi bilmiyorum)
İlk 3 ay bütün hamileliklerde olduğu gibi yorgun geçti. Uyanık olduğum her an uyumak istiyordum tabii ki. Uyumamayı tercih ediyordum ama bazen de elimden gelmiyordu, uyumasam bile arada bir yatıveriyordum salondaki koltuğa, çok dikkatini çekmiş. Çekeceğini biliyordum buna göre "Hamilelikte normalden biraz daha çabuk yorulabilirim, çabuk uykum gelebilir, bunlar normal şeyler" diye sana açıklamalar yapmıştım ama galiba yapamamışım.
Sen: Annecim, senin yerine geçmek istiyorum ben.
Ben: Aaa benim yaşıma gelene kadar yaşayacak ne güzel şeylerin var...
Sen: Yok öyle değil. Keşke senin yerine ben hamile olsam. Karnını acıtıyor, canını acıtıyor, keşke ben o acıyı çeksem.
Ben: Çok çok düşüncelisin teşekkür ederim ama merak etme bebek benim canımı acıtmıyor sadece biraz çabuk yoruluyorum (dedim ne diyeceğim yine bilemedim ki, bu çocuklar bazen beni benden alıyorlar.....)
Sen: Yok öyle değil. Keşke senin yerine ben hamile olsam. Karnını acıtıyor, canını acıtıyor, keşke ben o acıyı çeksem.
Ben: Çok çok düşüncelisin teşekkür ederim ama merak etme bebek benim canımı acıtmıyor sadece biraz çabuk yoruluyorum (dedim ne diyeceğim yine bilemedim ki, bu çocuklar bazen beni benden alıyorlar.....)
3. ayımız dolduğundan ultrasona seni de götürdük, "kardeşini göreceksin" diye. Tabii kafanda nasıl canlandırdın bilmiyorum ama canlardığın görüntüler kesinlikle gördüklerin değildi ona eminim. Nedense kardeşinden çok beni düşünüyor ve merak ediyorsun ve tahminimce başıma bir şey gelmesinden canımın yanmasından falan çok korkuyorsun. Ultrason için sıvıyı karnıma sürerken sürekli karnıma baktın, sen baktın biz açıkladık sen baktın biz açıkladık. Ekranda kardeşin göründü, ekrana bakmıyor hala karnıma bakıyorsun, "merak etme" diyorum, "canım yanmıyor" ekrana bakıyorsun ve o anda babana dönüp "babacım karnını gıdıklayacağım" diyorsun. Kardeşini görmezden geliyorsun !!! İlk başta anormal gelse de sonra düşündükçe ne kadar da normal bir tepki olduğunu farkediyoruz. Bilmediğin olaylara doğru gidiyorsun, koca koca soru işaretleri var kafanda biliyorum, sen dile getirdikçe çözeceğiz....bir..bir...
25 Mart 2013 Pazartesi
Baba ve kızı...
Kızların babalarına karşı hep farklı bir ilgisi ve hayranlığı olduğunu küçüklüğünden beri biliyoruz. Fakat, bunu bir nevi aşk olarak tanımlamanın annelerin yakıştırması olduğunu düşünürdüm hep. Ne bileyim, 2 yaşındaki kızının babasıyla fotoğrafını sosyal paylaşım ağlarında "aşk" başlığıyla paylaşan annelerin kızların babalarına olan aşkları klişesini biraz abarttıklarını düşünüyordum. Sanırım 6. yaşa kadar da bu düşüncem doğruymuş. 6. yaş itibariyle hayran bakışlar kıskanç bakışlara ve aşka dönüşüyormuş. Evet, dün akşam itibariyle babanı benden kıskandığını farkettik. Hatta farketmekten öte bunu kendin söyledin. Bir de babanla evlenmek istiyormuşsun.....
Sen: Babişko, şimdi sen şurdaki çiçekleri al...
Baba: Eeee
Sen: Sonra bana evlenme teklif et...
Baba çiçekleri alır, arkasına saklar, sen kızarır bozarırsın, yüzünde bir ergen utangaçlığı ilk defa tanık olduğum...
Baba: Benimle evlenir misin
Sen: Evlenirim de....(gayet ciddi bir yüz ifadesi takınarak)...ben evlenmek için daha çok küçüğüm babişko, ne yapacağızzzz???
Baba: Evet öylesin, ama zaten bunu da şaka olarak yapıyoruz. Birgün evleneceksin istersen ama benimle değil. Ben senin babanım. (Umarım doğru dile getirilmiş sözlerdir bunlar....:)
Sen: Hmmm, tamam. Ama sen beni çok seviyorsun değil mi?
Baba: Evet, seni çok seviyorum. Anneni de çok seviyorum. Duman'ı da. Ailemizi çok seviyorum.
Sen: Yok (dönüp bana yelloz bir bakış atarak), en çok beni sevmen gerek.
-------
Sen: Babişko bana aşık mısın?
Baba: Evet
Sen: Ne zaman aşık oldun bana?
Baba: Doğduğundan beri aşığım sana.
Sen kızarır bozarırsın.
4 Mart 2013 Pazartesi
Aşı günü akşamından...
Eve geldiğimde senin tavrın, "amaaan aşı aşı dedikleri bu muymuş" gibiydi. Nasıl gittiğini sorunca ben, sanki ortada abartılacak bir durum yoktu da millet gereksiz yere heyecan yapmış gibi anlattın olayı. Sen söylemedin ama...
Öğretmenin çantana şöyle bir not koymuş: "Deniz aşı saatinde çok cesaretliydi. İlk o olmak istedi."
Ay nasıl hoşuma gitti, anlatamam. Yirmi kişinin içinde ilk aşı olan kişi olmak için el kaldırırken ki yüz ifadeni de çok iyi biliyorum. Çünkü merak ettiğin olaylara balıklama atlarsın sen. Korkmaz tırsmazsın. Kimseden onay da beklemezsin, hemen el kaldırır koşarak olay yerine gidersin. Merak etmiyorsan eğer "utanıyorum" der, olay yerinden uzaklaşırsın. Bu "utanıyorum" anları benim kendimi çok zor durumda kaldığımı hissettiğim anlar, çünkü bu anlarla nasıl başedeceğimi bilmiyorum, çünkü ben biraz utanmaz bir kadınım. Hal böyle olunca "utanan" bir çocuğa ne denir nasıl ikna edilir bilmem. Aşı günündeki cesaretin de meraktan geliyordu, ve ne yalan söyleyeyim cesaretli bir kız çocuğu anası olmak koltuklarımı kabarttı...
1 Mart 2013 Cuma
Aşı günü...
Sen böyle en ufak olayda böyle inanılmaz büyük heyecanlar duyuyorsun ya, gözlerini ve kollarını aça aça anlatıyorsun sonra musmutlu, işte ben o zamanlarda bütün gün boyunca ne kadar saçma sapan işlerle uğraştığımı, ne kadar gereksiz detaylar düşündüğümü bir kez daha farkediyorum; ve sonra mutlu oluyorum enerjin bana geçiyor, heyecanın falan.
Bir de biz senle oturup bildiğin muhabbet etmeye başladık kuzum ya. Bildiğin kanka muhabbeti. Kendimi bir anda seninle karşılıklı oturmuş muhabbet ediyor olduğumu farkedince, bir de ergen olunca görmeliyim kendimi diyorum. Hoş, ergen olunca okursun sen bir de buraları. Acaba yazar mısın? Yazmasan da ben yazarım sorun değil. Neyse konudan saptım yine...
Bugün okulda aşı gününüzdü. Henüz işte olduğum için bugüne dair heyecanları anlatmadın ama ben zaten dün geceden bahsedecektim. Okulda ilk defa aşı olacağından, nasıl olacağı konusunda meraktan kuduruyor, heyecandan mutfak sandalyesinden düşüyordun az daha. Aşıdan kim korkuyor kim korkmuyor bir bir saydın, demek ki aranızda tartışmışsınız bile. Bana anlattırdın aşı olduğumuz zamanı. Taa ilkokuldaydım, Tahsin diye bir arkadaşımız sıranın sonuna doğru çaktırmadan geri geri gidip sınıftan dışarı kaçmıştı ve benim aşı gününe dair hatırladığım tek anım buydu, onu anlattım. Güldük. Öyle işte.
27 Şubat 2013 Çarşamba
Bu evden gitmek istiyormuşsun...
Bazen, benim iş yüzünden senin de yorucu okul gününden sonra akşam eve geldiğimizde hafiften sıyırmış bir ruh haline bürünmüş olabiliyoruz. Bazen, sen hiçbir şeyden memnun olmayıp zarta zurta ağlarken, benim de sabrım tükeniyor. Geçenlerde böyle bir akşam yaşadık...
Sen sınırsızca televizyon izlemek isterken, ben sana bir aktivite bulmaya çalışıyordum. Sen bulduğum tüm aktivitelere itiraz ettiğin yetmiyormuş gibi, kendin birşeyler bulmak için de en ufak bir çaba sarfetmiyordun. Derken, "bebeklerimi suda yüzdürmek istiyorum" dedin. Kış, soğuk hiç umurumda değil, açarım klimayı oturursun önüne oynarsın suda. "Olur" dedim. "Ama televizyon izleyerek yüzdüreceğim" dedin. tabii ben doğal olarak karşı çıktım, çünkü zaten televizyon izlememek için aktivite bulmaya çalışıyorduk değil mi seni uyanık, ha? İzlerim, izleyemezsin, izlerim, izleyemezsin derken ben "aa müzik açayım müzik dinleyerek yıka" dedim. "Olur" dedin ama koyduğum cd yi beğenmedin, senin istediğin cd yi de ben bulamadım derken sen anlamsızca ağlamaya başladın. Ve normalde sabırlı davranmaya çalışan ben de zıvanadan çıktım. Baban yemek yapıyordu ve sen bebeklerinle oynarken ben de Duman'ı tuvalete götürüp getirecektim. Durum bu hale gelince, "sen biraz düşün bakalım ve dışarı çıkıp geliyorum" diyerek kendimi sokağa attım. Artık ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum ama hiç zıvanadan çıkmayan mükemmel bir anne olmadığım zaten ortada.
Ben Duman'ı yürütüp biraz sakinleşirken, telefonum çaldı.
Babanın telefonundan aramışsınız...
ben "Annecim ben sakinleştim, süperim, bombayım" demeni beklerken...
sen bana aynen şöyle dedin "ben eşyalarımı topladım bu evden gidiyorum..."
Henüz iki yaşındayken "ben ne zaman kendi başıma tatile çıkacağım off" diye hayıflanan içine özgür kız kaçmış bağımsız bir çocuk oldun ya hep çok da şaşırmadım aslında.
Gülesim geldi evet ne yalan söyleyeyim ama senin küçük dünyanda bunun ne büyük bir karar olduğunu farkında olmayacak kadar da hıyar bir anne değilim merak etme...
Hemen eve gittim.
Elinde çekçekli bavulun, gözlerin ağlamaktan şişmiş.
"Gel biraz konuşalım" diyorum. Salona geçiyoruz.
Ben: Neden gitmeye karar verdin?
Sen: Bu evdeki kurallardan sıkıldım, bıktım.
Ben: Ama evimizde fazla kural olmadığını düşünüyorum ben.
Sen: Hayır.
Ben: Neymiş seni rahatsız eden kural.
Sen: Ben hep televizyon izlemek ve sadece abur cubur yemek istiyorum. Sen izin vermiyorsun.
Ben: Maalesef bu mümkün değil. Sürekli bunları yapmanın sana zarar vereceğini düşünüyorum.
Sen: İyi, ben de gideceğim zaten.
Ben: Tamam. Bu yüzden gitmek istiyorsan gidebilirsin. Ne zaman gideceksin?
Bundan sonrası konuşurken ağlamaklı....
Sen: Hava durumuna bağlı. Bu gece olabilir.
Ben: Nasıl yani?
Sen: Yağmur yağacak mı bu gece? Yağmur yağarsa naparım ben dışarda.
Ben: Yok yağmur yağmıyor dışarıda.
Sen: Haa iyi o zaman. Uzağa da giderim o zaman. Bir daha gelir miyim bilemem.
Ben: Ama biz seni çok özleriz.
Sen: Belki de yakında otururum bilmiyorum.
Ben: Bizi ziyarete gelirsin ama.
Sen: Bilmiyorum, hava durumuna bağlı.
Ben: Tamam. Çantanda neler var?
Çantanı açarsın...birkaç oyuncak, bir kaç kıyafet var, bir de Duman'ın kemiği.
Sen: Duman'ın kemiğini aldım yanıma çok özlerim, bir daha göremem diye.
Bu noktada sen hüngür şakır ağlamaya başlayınca ve baban benim bu konuyu çözemeyeceğimi anlayınca olaya el koydu ben de bir ohhh dedim. Baban olayı kısaca, ailenin birlik ve beraberliğinin önemi, bizim seninle senin de bizimle birlikte daha iyi olacağı, zamanı geldiğinde zaten kendin yaşayacağın üzerine pek güzel bir konuşma yaptı. Ve seni hem ikna hem de mutlu etti şıp diye.
Şimdilik gitmekten vazgeçtin. Ama büyüyünce git olur mu? Hatta bütün dünyayı gezebileceğin bir işin falan olsun.
19 Şubat 2013 Salı
Duygusal şebelek...
O kadar duygusal bir çocuksun ki, bunu arada bir verebileceğim örneklerle anlatabilirim ancak. Dün akşam yemek yerken, Animal Planet izliyorduk.Yayınlanan belgeselde bir veteriner ön bacak kemiği kırılan bir köpeği ameliyat ediyordu ve ameliyatın ardından köpek sevdikleriyle buluşuyordu, işte bu buluşma anında koyuverdiğin gözyaşlarınla birlikte, "Dumaaaan nerrdeeesin burayaaaa geeeel, Duman'ı getirin bana Duman'ıııı" diye viyaklamanı umarım hatırlarsın büyüdüğünde.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










