Lilypie Kids Birthday tickers

31 Ocak 2011 Pazartesi

Kreşe bir ara veriyoruz.....

Bugun itibariyle kreşine gelmeyeceğini söyledik. Bütün hastalıklı günlerimiz bir yana, en son kan testlerinde "beslenme yetersizliği"ne bağlı bir takım değerlerin eksik çıkınca ben de daha fazla direnemedim, "göndermeyelim" dedim. Sosyal bir takım beceriler kazanman, yeni bilgiler öğrenmenden ziyade öncelikle biyolojik olarak sağlıklı olman gerekiyor. Bu yetersizliğe ne neden oldu diye sorarsan, sanırım eve gelen kreş raporlarını anneler babalar sorun çıkartmasın arıza yapmasın diye dolduruyorlar ki yediğin görünen tüm besinlerin sanırım bir kısmını anca yemişsin, benim aklıma sadece bu geliyor. Zaten son zamanlarda eve gelen raporda yazılan onca şeyi nasıl 1 güne sığdırdıkları konusunda da ruhsal sıkıntılar yaşıyordum ve kamerada gördüğüm birkaç konu da beni rahatsız etmişti. Bunlardan biri öğlenden sonra saat 4 ile 5 arasında sınıf içinde önünüze hergün aynı oyuncakların konularak kendi halinize bırakılmanızdı, eee "çocuklar kendi haline bırakılıyorsa ne var" diyebilirsin ama herkes güzel güzel oynasa iyi, biri legolardan bir yapı yapıyor öbürü geliyor onu bozuyor, birileri odanın bir tarafında tepiniyor, diğeri asosyal asosyal oturuyor gibi rahatsız edici görüntülere sahne olan bir zaman dilimi oluyor. Sanırım ben çocuğumla ilgili daha kişisel bilgiler alabileceğim bir kreşe göndermek istiyorum seni.

Şimdi planımız ne, onu da bilmek istersin. Şuan için biliyorsun ki baban mecburi hizmete gidecek, tam yeri belli olana kadar evde zaman geçireceksiniz ya da bir oyun grubu bulacağız. Yer belli olduktan sonra maddi durumda, ruhsal durum da düzeleceğinden muhtemelen seni daha iyi bir kreşe alacağız. İyiden kastım ne onu da bilmiyorum tabii, ve sana para olmadan iyi birşeyin olmadığı bir ülkede yaşadığımız gerçeğini böyle söylemekten de nefret ediyorum ama maaselef öyle. Paran olmadan tedavi olamadığın gibi eğitimde alamıyorsun.

Ben bu konuda ne hissediyorum peki? Belki onu da bilmek istersin. "Anne ve baba olarak yine bir boku beceremedik" ana cümlesi çerçevesinde çok kötü hissediyorum kendimi. İşin kötüsü bu karara vararken sana sormadık da, sadece "okula gitmek istiyor musun" dedik, sen "hayır" dedin. Sanki elinden çok sevdiğin birşeyi sana hiç sormadan almışım gibi hissediyorum, bir de üstüne "herşey senin iyiliğin için yavrum" diyorum. Kendime yapılmasından küçükken hep nefret ettiğim birşeyi şimdi sana yapıyormuşum gibi rahatsızım. Ama sanırım bu benimle ilgili bir durum, kendi rahatsızlıklarımı da senin rahatsızlıkların gibi duyumsamamalıyım oysa.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Şok eden diyaloglar serisi...

Akşam, hamur oynuyoruz, baba anne ve sen. Hamurdan pasta yapıyoruz, ve babanla yarış halindeyiz, şakadan atışıyoruz, birbirimizden yaptıklarımızı saklıyoruz, eğleniyoruz işte öyle. Sen ise babanı yanında ona yardım ediyorsun...

Anne: Aaaa Deniz sen bana yardım etseneeeee...(şakacıktan)

Bu yardım talebini son derece ciddiye alan sen, aynı ciddiyetteki yüz ifadenle yanıma gelip, yüzünü yüzüme yaklaştırıp, gözlerini de gözlerime dikip, kaşlarını da yukarı kaldıraraktan....

Deniz: Ama anneciğiiim, sen kadınsın, güçlüsün, tek başına yapabilirsiiiinn, biz kendimiz yapabilirizzz, ben babama yardım edeyim, tamam mııı...

Anne olarak ben kalırım kalmasına da, aynı zamanda gururlandım kızımın gözünde yarattığım imaja, sonra birden hatırlayınca bazen herşeyi üstüne almanın beni nasıl çileden çıkardığını azıcık da terslendim kendi kendime "aman çocuk bile böyle düşünüyor" diye. Her neyse bu konu başka bir yazıda eşelenir delinir de sen nerden nasıl yaptın bu çıkarımı? Bu çıkarımı yapmak beni gururlandırmalı mı yoksa hayıflandırmalı mı? Yeni nesil nasıl gümbür gümbür geliyor, bu da beni korkutuyor....herşeye rağmen seni özgür, kendine yetebilen bir kadın olarak yetiştirmek ve/veya buna yardımcı olmak için elimden geleni yaparım, çünkü çıtkırıldım bir barbi veya cosmo kızı yahut kadını olmadığım ve her zaman her şeyi kendi başıma yapabildiğim için aslında ben mutluyum....

16 Ocak 2011 Pazar

Ateş neden düşmüyorsun...

Babanla dalgamı geçiyorum, hatta sinirlenip gürlüyorum falan da bu hastalık meselesi bu sefer benimde kafamda bir sürü soru işareti yarattı. Şimdi diyeceksin ki "ne manyak annem babam varmış, bir sürü profesöre gitmişim, bir sürü test yapılmış hepsi normal grip diyor, bunlar hala sorguluyorlar", haklısın, yerden göğe kadar. Aslında böyle titiz temiz pak anne babalar da değiliz, bir sürü psikopat ebeveynin yaptığı gibi yediklerinin içindeki maddelerin miligramlarını saymıyoruz ama ateşinin 5 gündür yükseklerde seyretmesi de bizi kıl ediyor. Bu seferki gribe ilişkin aklımıza takılan ve cevapsız kalan sorular;

1- Ateş 5 gün boyunca Calpol içince 37 ye düşüp etkisi geçince 39 a çıkar mı? Bu sürekli olarak 5 gün neden sürer? (Bu 5 gün boyunca antibiyotik kullandığımız da göz önünde bulundurularak...)

2- 5 gün boyunca Duocid kullandık hiçbir işe yaramadı, başka antibiyotiğe geçtik, daha iyiyiz....neye göre alacağız bu antibiyotikleri...nedir bu işin raconu...

3- Bu gripler bize neden bulaşmıyor? İşte asıl sorumuz da bu. Bebekken olduğun nezle bile bize bulaşırken, bu niye bulaşmıyor...

Ailecek psikopata bağlıyoruz, bilesin...

NE ZAMAN GÜÇLENECEK BU BAĞIŞIKLIK SİSTEMİİİİ....

15 Ocak 2011 Cumartesi

Ateşli kızım ve onun ruh pastası babası, kocam vs....

Ben çok sıkıldım senin sürekli hasta olduğunu yazmaktan, ama yine hasta oldun. Böyle hastasın şöyle hastasın demekten kendim yoruldum valla, takılmış plak gibi aynı şeyi söyleyip duruyorum gibi geliyor, iki yazıdan birinin konusu "hastalık" oluyor. Geçen hafta Çarşamba akşamı kullandığın antibiyotik bitti, sonraki Salı yine ateşlendin. Bu sefer bayağı ciddiydi. Ancak bu akşam düşürebildik ateşini, bu da demek oluyor ki 3 gün boyunca ateşin bir yükseldi bir düştü. Calpol içince düşen, etkisi gecince çıkmaya başlayan türdendi bu sefer ki bizi bayağı bir yordu. 3 gündür hepi topu günde 3-4 saat uyudum, o da aralıksız değil, saat başı uyanarak. Öyle ki artık bugun öğleden sonra ofiste birşeyler soranlara bön bön bakıyordum. Şu anda da sana ilaç içireceğim diye bilgisayarın başında duruyorum. Baban uyuyor, o neredeyse 24 saatten fazla uyumadan durdu.

Pazartesi gecesi bir anda ateşlenince, içimiz vıkvıklandı tabii. Uyumadık, uyutmadık. Sonraki gün de endişeli geçti, anneanni çapırdık. Ve, beklenen an geldi, baban dün gece yine psikopata bağladı senin ateş bir kez daha çıkınca. En son gece 3 te babanın canhıraş öfpöfleriyle uyandım, sandım ki sana bir şey oldu, öyle bir pöfleme yani. Kalktım bir hışımla, dedim "ne noluyor", baban demez mi "bu çocuğun kalbinde üfürme var, steteskopumu bulamıyorum hastaneye gidip alıp geleyim". Ses tonundan ve yüz ifadesinden psikopata bağladığını ve sana kimbilir hangi latince isimli hastalığın tanısını koyacağını anladım ama ses etmedim. Zira bu tip anlarda ben bir "gık" desem olay çıkıyor. Neyse, aldı geldi, dinledi kalbini. Başladı evde dört dönmeye "bu çocukta üfürme vaaar, kalp romatizması oldu bu çocuuuuk, o yüzden düşmüyor ateeeş, anaaaaaaaammmm, ne yapacağız, kalp kapakcığının değişmesi lazımmmmm". Babana birşey diyemeden, babandan aldığı gazla anneannen başladı ağlamaya "ayyyyy verdiniz bu çocuğu kreşee, yaktınızzz, vaaay anaaaammm". Ben kafamı bir ona bir buna çevirip mal mal bakarken, bütün bu diyaloglara gecenin 3 ünde şahit oluyor olmana acaip sinirlendim ama yine tuttum kendimi. Seni eğlendirmeye falan çalıştım. Sonra ne olduğunu tahmin etmek zor değil tabii, saat 4.30 da hastaneye gittik, kalp damar cerrahisine ve baban kalbine eko yaptı. Yanında da baş asistan arkadaşı vardı. Baban eko yaparken "baak işte üfürme vaaaar" derken, diğer asistan arkadaş "arkadaşım yok ben göremedim, az birşey var o da gripten" demekte ama baban dinlememekteydi. En sonunda ikna oldu baban ve eve döndük sabah 6.30 da. İki saat uyuduk çocuk enfeksiyon hastalıklarında Profesör Bülent Bey'e gittik. Adam seni güzel muayene etti, "kreşe başlayınca oluyor böyle, normal" dedi, yine de her ihtimale karşı bir sürü kan tetkiki istedi. Oradan çıktık kardiyolojideki profesöre gittik, "birşey yok, kalbi sapasağlam" deyince ben artık gözümden yaşları bırakıverdim gizli gizli. Neyse sonra işe gittim. Akşam üstü babanla konuştuk, allaam yaa hala demez mi "bu çocukta kesin birşey var" diye, pes dedim yaa pes. Sonra bir de Medicana'da bir doktora gittik, "kreşe başlayınca bağışıklık sistemi güçlenene kadar 15 günde bir ateşli vaka geçirilebilir" yanıtıyla döndük, ha bir de oradaki doktor da aynı okuldan mezunmuş, babana "hocalarımıza göstermişsiniz ya, biz herşeyi onlardan öğrendik, buraya niye geldiniz" demiş, ay ağzını öpeyim doktor hanım demek için ayrıca uğramak istiyorum kendisine :) Bütün bunlarında sonuç, yine çok hastasın, yine bir dolu ilaç içiyorsun, bir de demir eksikliğin varmış ona da ayrı ilaç verdiler.

Yoruldum ben çok bu hastalık olaylarından, bezdim yani o derece. Hastalıkla uğraşmak bir yana, bir doktor olarak soğukkanlı bir şekilde bizi sakinleştirmesi gerekirken panikten paniğe koşan baban öyle bir yoruyor ki beni anlatamam. Şimdi bir sonraki yazım kesin "baban seni kreşe yollamak istemiyor" konulu olacak, var mısın iddiaya??

6 Ocak 2011 Perşembe

İtiraf....

Hep güzel şeyleri yazmak, şuraya gittik buraya gittik, şunu yaptık bunu yaptık diye methiyeler dizmek üzere tutmuyorum bu günlüğü. Belki kelimelerimden farkedeceksin bazen ne kadar gerginlik dolu olduğumu zaman zaman. Bu günlükte olmasa bile kendi sayfamda bulacaksın gerginliklerimi, bilemiyorum. Ama bu günlükleri 17-18 yaşından önce anlayamayacağını düşündüğümden dürüst davranmak da boynumun borcu. Bu günlüğü herşey tozpembe görünsün diye tutmuyorum. Bu yüzden....

Bugünlerde sürekli kavga ederek seni taaaa ruhunun derinliklerine kadar incitiyoruz biz annen ve baban olarak. Ruhunda acaip delikler açıyoruz ömür boyu yanında taşıyacağın, ve ben kendimi çok kötü hissediyorum bu yüzden. Seni kendine güvenen, anne babasına güvenen, babasıyla ilişkileri süper güçlü, kendinden emin bir kadın olarak yetiştirmek isterken, ve şimdi bunun tam aksi olmasına neden olurken ya da neden olanları engelleyemezken, o kadar rahatsızım ki......

2 Ocak 2011 Pazar

Monolog...

Deniz:            Anneciiiim, annecimmm (anneye doğru koşarsın)....
                      BEN GERÇEK BEBEK İSTİYORUMMMMMM... TAMAM MIIII....GERÇEEEKKK..

Anne & Baba: ????

25 Aralık 2010 Cumartesi

İlk bitki ekimin..

Evde kendinden oluşmuş bir işbirliği var, oturup karar verilmemiş ama kişisel ve zihinsel özelliklere göre kendiliğinden oluşmuş bir işbirliği diyebiliriz buna. Her türlü bilimsel konu babayla, her türlü sosyal konu ise anneyle işleniyor. Örneğin babayla bitki ekilip yetiştiriliyor anneyle kitap okunuyor.Babanla birlikte bu küçük nohutu ekip yetiştirdiniz. Her gün incelediniz, bu küçücük filiz oldukça büyüdü, küçük tabaktan yoğurt kabına terfi etti sonra. Yoğurt kabında küflendi sonra ama :) Bir dahaki sefere yoğurt kabı yerine saksı alıp kullanmalı. Bu senin yetiştirdiğin ilk bitki oldu böylece. Bitkilerin gelişimine dair de güzel bir deney oldu. Bu fotograf da anısı oldu.